Bu
kadar uzun bir aradan sonra çok kısa ve sade bir
giriş oldu belki ama ne yapayım,elimden fazlası
gelmiyor.
Olmadı,
bu sefer olmadı.Çok denedim bir iki satır yazmayı
ama olmadı.Ne okuduğum kitaplar,ne arkadaş sohbetleri, ne de bugüne kadar aldığımı düşündüğüm
hayat dersleri, hiçbiri işe yaramadılar. İçimdeki
karamsarlığı bir türlü atamadım.Ve bu ruh
haliyle de hiçbir şey yazamadım.
Zamanın
akıp gitmesine de engel olamadım.Ben zamanı
durduramayınca, zaman benim elimi kolumu bağlayıverdi. Bekledim,tekrar soluk almaya
başlamayı,güneşi fark etmeyi
bekledim.O hep var olduğunu bildiğimiz ama baktığını
zannettiğimiz gözlerimizin algılayamadığı
ışığı görmeyi bekledim. Göremedim...
Bu
kadar umutsuz olmayı sevmiyorum aslında.Hayatta yaşamaya
değer, güzel şeylerin varolduğuna hep inandırdım
kendimi,ama,bu sefer tutmadı işte...
Umutsuzluk
gibi çaresizliği de sevmiyorum, ama, çareyi de
bulamadım.Ha ne mi oldu bu süreçte? O da ben de
saklı kalsın bu defa...
Çıplak
duvarlarla konuşmak, kendi sesinden medet umar hale
gelmek, boş boş ortalığı seyre dalmak ve yine
de hiçbir şey görememek.Karan- lıkta el yordamıyla
yolunu bulmaya çalışan biri gibiyim.Keşke kör
olsay- mışım.O zaman dünyayı algılamam daha
farklı ve hatta daha gerçek o- labilirdi belki.
İyi
ki oyalanabileceğim bir işim var da kendimi
kendimden uzak tutabili- yorum.Yarattığımız yapay
dünyalardaki yapay mutluluklar bize yeter.
Daha
fazlasını, daha derinini, daha iyisini ne yapacağız
ki???Daha gerçek olan bize daha ağır gelecek
ve biz altından kalkamayacaksak ne diye nutuklar
atarız ki hayata dair??? Üstelik bu nutuklarla
kendimiz başta olmak üzere daha pek çok kişiyi
inandırıp, zehirliyorsak?Bir katilden ne farkımız
var?Sahte umutlar dağıtıp,hayalleri öldürüyor,düşleri
tüketiyoruz.Kendimize bile yetemeyen gücümüzle
başkalarına el uzatmaya kalkıyoruz küstahça.Üstelik
bunu çok ulvi bir görevi yerine getirmenin gururu
ile yapıp suçumuzu bir kat daha çoğaltıyoruz.
Bırakalım
artık ahkam kesmeleri de kendimizle,kendi çıplak
bedenimiz,ru- humuzla yüzleşelim...Farkına bile
varmadan ki; bu asla hafifletici sebep
olamaz,kendimizi kirlettiğimiz yetmezmiş gibi bir
de dünyamızı aynı pisliğe bulaştırıyoruz.Ne
zaman buna dur diyeceğiz?
Çok
mu kararttım içinizi? Çok mu acımasızca saldırdım?
Aslında sizlere değil lafım, çoğu
kendime.Kendimle konuşuyorum bu satırlarda.Sizlerle
yaptığımsa sadece paylaşmak.
Yarın
sabah kalktığımda aynaya bakmak istiyorum yine.Aynadaki
aksimle karşılaşmak ve en zor olan işi başarmak:"Kendimi
affetmek!..."
Güneşin
doğuşunu karşılamak istiyorum.İhtimal,kaçırmamak
için uyuma- yacağım.Ve güneş ışığını dünyaya
yansıttığında bir tomurcuğun can bul- ması gibi
ruhumu soluklandıracağım.Kolay değil arınmak,kendini
ve yaşananları kabul etmek.Olduğu gibi her şeyi yerinde bırakıp yoluna devam
etmek.Biliyorum ki yaşananlar benimle birlikte
gelecek ve yolculuğuma eşlik edecekler.Ben,beni
ben yapan her yaşanmışlıkta can bulacağım.
Kendime
ve etrafıma kızmak işin kolayı.Bense kızmak
yerine çözmeye, anlamaya çalışacağım.İnsani
zaafları bir kenara bırakıp, öze gitmeye çalışacağım.Zaten
başımıza ne geliyorsa, özden uzaklaşmaktan
geliyor.
Dünyayı
ve hayatı anlaşılmaz kılan bizleriz.Oysa yaşam
o kadar sade ki... Doktrinler,kuramlar,formüller
hepsi işi içinden çıkılmaz bir hale sokuyor.
Matematik gibi çok basit : 2+2 = 4 , gerisi
hikaye...
Hepiniz
sevgiyle ve sağlıcakla kalınız,