|
Son
yıllarda ağrı konusundaki yükselen trend,halk kadar,
birçok hekimin de
hastalık belirtisi olarak ifade ettiği ağrının, başlı
başına bir hastalık olduğunun üzerinde durulması. Öyle
ki, tek başına hastalık olan 141 tane ağrı türü
var.Bunlara bir de, çeşitli hastalıklar nedeniyle ortaya
çıkarak hayatımızı karartan yüzlerce ağrıyı eklersek,
ağrının hayatımızda ne kadar önemli bir yer tuttuğunu
anlayabiliriz.
Uluslar arası Ağrı Çalışma Birliği (IASP), ağrıyı,
“gerçek ya da potansiyel doku hasarı ile ilişkili olarak
ortaya çıkan, hoş olmayan duyusal ve duygusal deneyim”
olarak tanımlıyor. Bir başka tanıma göre ise
ağrı,“bedenin içten ya da dıştan bir uyarı karşısında
gösterdiği bir savunma mekanizması”dır. Böylelikle ağrı,
vücut için bir şeylerin yolunda gitmediğinin
sinyallerini veren koruyucu bir mekanizma olarak da
düşünülmektedir.
Ağrı, çekmeden yaşamak mümkün değil.Hayatımızın çeşitli
dönemlerin-de,çeşitli nedenlerden dolayı ağrıyı
hissederiz. Hissetmeye de devam edeceğiz.Çünkü ağrı
üzerinde çalışan uzmanlar, bu konuda önemli gelişmeler
kaydedilmesine karşın, tamamen ağrısız bir yaşamın
mümkün olmayacağını bildiriyorlar.Ancak bir taraftan da
hayat kalitesini düşüren ağrıyı bertaraf edebilmek için
çalışmalarını sürdürüyorlar.Ağrı konusunda çalışmalar
yapan dünyanın en ünlü bilim adamlarının davetli olduğu
ve ağrı konusundaki son gelişmelerin ele alındığı bir
toplantı geçtiğimiz ay İstanbul’da yapıldı.Dünya Ağrı
Enstitüsü tarafından düzenlenen 2.Dünya Ağrı Kongresi’ne
dünyanın çeşitli ülkelerinden yaklaşık 1500 delege
katıldı. 70 yabancı konuşmacının yer aldığı kongrenin en
önemli özellerinden biri de, tıpta ağrı ile ilgili en
önemli teorileri ileri süren Kanadalı Profesör Melzack
ile İngiltere’ den Prof. Dr. Wall’u bir araya
getirmesiydi.
Başkanlığını İstanbul Üniversitesi Algoloji Bilim
Başkanı ve Avrupa Ağrı Federasyonu 2. Başkanı Prof. Dr.
Serdar Erdine’ nin yaptığı Kongre’ de,ağrının hücre
seviyesinde yaptığı değişiklikler, gelecekte uygulanacak
olan yöntemler, görüntüleme yöntemleri ve bunların
ağrıda kullanılması, vücuda yerleştirilen pil ve
pompaların bugünkü ve gelecekteki durumu gibi gelişmeler
ele alındı.
Ağrının Maliyeti Yılda 60
Milyar Dolar Ağrı, kişiye fiziksel ve ruhsal rahatsızlık
veren, yaşam kalitesini düşüren bir olgu olmasının
yanında oldukça da maliyetli bir hastalık. Ağrının
dünyaya maliyeti, kalp ve damar hastalıklarının
maliyetinden çok daha yüksek.Doğal olarak Türkiye’ de
ağrının maliyeti konusunda yapılmış bir
çalışmalar yok. Ancak dünyada yapılan çalışmalara
baktığımızda, gerek tedavi
maliyetleri ve gerekse ağrı nedeniyle işgücü kaybı göz
önüne alındığında,
ağrının yılda 60 milyar dolara mal olduğunu
görüyoruz.Ayrıca ağrı nedeniyle
dünya yılda 700 milyon iş günü kaybediliyor.
“Ağrısız Yaşamak Mümkün Değil”
Tıp her konuda önemli gelişmeler kaydediyor.Teknoloji
hayallere sığmayacak
derecede ilerliyor.Günün birinde ağrısız yaşamak mümkün
olacak mı?Dünya Ağrı
Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. P.Prithvi Raj, bu konuya
açıklık getiriyor.Ağrının, vücudu koruyucu bir sistem
gibi çalıştığını söyleyen Prof. Dr. Raj, “Ağrı başladığı
an beynimize bir sinyal gider.Bu sinyali değerlendiren
beyin, kaslar aracılığı ile gerekli davranışı
gösterir.Aslında ağrı olmasa yaşamın da pek bir zevki
olmaz.Tıp, dünya yüzünde ağrı hissetmeyen 14 tane aile
belirledi bugüne kadar. Bu aileler, ne sıcaktan, ne
soğuktan, ne ateşten, ne de başka bir nedenden dolayı
ağrı hissetmiyorlar.Dış etkenlere açık oldukları için
daha fazla enfeksiyon kapıyorlar. Diğer insanlardan daha
erken ölüyorlar.Ağrı tedavisinin gelişiminde
amaç,insanların ağrı hissetmesini tamamen engellemek
değil, ağrının yaşam
kalitesini bozmasını engellemektir. Örneğin yaklaşık 20
yıl önce 5 büyük ülkede yapılan araştırmanın sonucuna
göre kanser hastalarının %80’i ölüm düzeyine
geldiklerinde ağrı çekiyorlardı.1985 yılından sonra DSÖ’
nün özellikle az gelişmiş ülkelerde başlattığı bir
kampanya sayesinde, ağrı konusunda bilinçlenme
arttı.Artık insanlar kanser ağrılarını
dindirmede,ağızdan alınan ilaçlar ya da enjeksiyon
yoluyla morfin yapılması yerine,omuriliğe en yakın
bölgelere yerleştirilen morfin pompaları ile daha az
ağrı çekebileceklerini öğrendiler.Bu morfin pompaları
ile kanserlilere 100 kat daha az morfin verilerek daha
ağrısız bir yaşam sağlanıyor. Yan etkilerde minimuma
indiği için yaşam kalitesi artıyor. Ağrı tedavisinin
geleceği son derece parlak.Ağrının mekanizması konusunda
yeni yeni veriler ortaya çıkacak.Yine ağrı çekeceğiz ama
bu ağrılar daha dayanılır olacak.Ağrı gelecekte de
hastalık olarak kalacak ama daha kolay tedavi edilebilen
bir hastalık olacak.” dedi.
“Hükümetler Ağrıya Önem Vermeli”
Ağrının başlı başına bir hastalık olduğunun son 20 yılda
kabul edilmeye başlandığını ve bu konuda önemli adımlar
atıldığını söyleyen Prof. Dr. Raj,
“Ağrı artık hastalık olarak kabul edildiği için,
tedavisinin de bu yönden yapılması gerekiyor.Hem
üniversitelerin, hem de hükümetlerin bu konuda bütçe
ayırmaları için yoğun baskılar oluşturulmaya çalışıyor.
Örneğin artık batı ülkelerinde doğum yapmak isteyen
anneler, ağrısız doğum yaptır-mayan hastanelere gitmek
istemiyorlar.Kanser hastaları ağrılarının dindirilmesini
istiyorlar.Acı çekmeden ölmek istiyorlar. Bu tür
hastalarda normal bir hekim için ağrıyı dindirmek son
derece zor.Örneğin normal bir ameliyat sonrası ağrıyı
dindirmek için genellikle 5 mg morfin yeterli olur. Ama
kanserli bir hastada bu bazen 1000 mg’nin üzerine
çıkabilir.İşte burada ağrı uzmanlığının önemi ortaya
çıkıyor.Çünkü ağrı uzmanlığı doğru dozda, doğru tedavi
yöntemiyle, hastaların ağrısız şekilde yaşamalarını
sağlıyor.Binlerce dozda ilaç vermeye gerek kalmadan
ağrıları dindiriyor.
Önümüzdeki 20 yıl içinde ağrı uzmanlığının önemi daha da
artacak.Çünkü gelecekte yaşlı nüfusun 2 katına çıkması
bekleniyor. Herkes daha uzun yaşamak istiyor ve genç
yaşlarda ölüme neden olan hastalıklar da artık
kolaylıkla tedavi edilebiliyor. 70 yaşın üzerindeki
nüfusun önemli bir kısmında hipertansiyon, kalp ve damar
hastalıkları, artrit ve mutlaka ağrı oluyor. Yakın bir
gelecekte daha fazla ağrı uzmanına ihtiyaç duyulacak. Bu
yüzden ağrının tıp fakültelerinde daha fazla okutulması,
hekimlerin de ağrıya daha fazla yönelmeleri gerekiyor.”
“Herkes Kendi Elindeki Çekiçle İşi Halletmeye
Çalışıyor”
Ağrının bütün dünyada bir uzmanlık haline gelmesinin son
derece önemli olduğu üzerinde duran Tel Aviv
Üniversitesi Tıp Fakültesi Ağrı Merkezi Yöneticisi Prof.
Dr. David Nive, bugüne kadar ağrının nöroloji,ortopedi
gibi dallarda ele alındığını belirterek, “Önemli olan
toplumda ağrı konusunda bir bilinç oluşturulması ve
halkın doğru adrese gidebilmesi.Doğru bilgi alınmadığı
takdirde halk o uzmandan bu uzmana dolaşıp duruyor,zaman
kaybediyor.Bu hastalarda kısa zamanda ümitsizlik ve
depresyon gibi psikolojik sorunlar da ortaya çıkıyor.
Hem halk kime başvuracağını bilmiyor,hem de hekimler de
her ağrıyı tedavi etmeye çalışıyorlar. Bakıyorlar ki
olmuyor, en sonunda bize gönderiyorlar.Ancak doğru
vakitte göndermek önemli.
5 ay uğraşıp da gönderdiğinizde ağrı kronikleşiyor.
Tedavisi çok daha zor hale geliyor.Şu anda herkes kendi
elindeki çekiçle işi halletmeye çalışıyor.Ağrı tedavisi
başlı başına bir uzmanlık alanıdır.” dedi.
Ağrı tedavisi konusundaki gelişmeler konusunda da bilgi
veren Prof. Dr.Nive, genetik çalışmaların her alanda
olduğu gibi ağrı konusunda da çok önemli önemli olduğunu
vurgulayarak, “Vücudun gen yapısı, örneğin ağrı eşiğinin
belirlenmesinde önemli rol oynuyor.Bunun yanı sıra daha
sonra ortaya çıkabilecek değişikliklerde de, örneğin
hava değişikliği olabilir,kullanılan ilaçlar olabilir,
vücudun genetik yapısı değiştirilerek, ağrının daha az
hissedilmesi sağlanabilir. Şu anda genetik çalışmalar
tedavide rol oynayabilecek düzeyde değil. Ağrı
tedavisinde son yıllardaki en önemli gelişmelerden biri,
omurilik pillerinde oldu. Bu yöntem, defalarca bel
ameliyatı olmuş hastalarda omuriliğe minik pillerin
yerleştirilmesi ile uygulanıyor.Bir yerine iki elektrot
takarak, mesela sağ bacaksa sağ, sol bacaksa sol bacak
uyarılacak şekilde vücutta ayarlama yapma imkanı
oluyor.Bu hastaların yıllarca ağrı çekmeden yaşamaları
mümkün. Bu piller yine damar hastalıklarına ve diyabete
bağlı ağrılarda da uygulanabiliyor.
Ağrı tedavisinde ilaçlar doğru verildiği takdirde önemli
ölçüde dindirmek
mümkün. İlaçla dindirilemediği takdirde, ağrılı bölgeye
ulaşılarak, beynin ya da omuriliğin belirli
bölgelerindeki sinirlere radyofrekans akımı verilerek,
yakılıyor ve ağrı dindirilebiliyor. Eskiden bu çevredeki
hücrelere zarar verilebiliyordu. Şimdi sadece o bölgeye
odaklanabiliyoruz.Çevre sinirlere hiç zarar verilmiyor.
Bu kongrede sunulan gelişmelerden biri de, kalem pilden
daha küçük morfin
pompalarının doğrudan vücuda yerleştirilmesi.Her gün
vücuda ihtiyacı olacak
kadar morfin verebilecek şekilde dizayn edilen bu
pompa-lar, aylarca yetecek
morfinle dolduruluyor.En az iki ay süreyle hastanın
ağrılarını dindiriyorlar. İçindeki morfin bittikten
sonra küçük bir girişimle çıkarılıyor, yerine yenisi
takılıyor.Bu konudaki gelişmelerden biri de uzaktan
kumandalı ağrı kontrolü.Hasta ağrısı arttığı takdirde
dozunu kendisi ayarlayabiliyor. Uzaktan kontrol ederek
ilacını omuriliğe pompalayabiliyor.
Ağrı tedavisinde ki bir gelişme de, özellikle omuriliğe
metastaz yapmış kanser hastalarında kullanılan
vertebraplasti.Bu yöntemde omuriliğe çimentoya benzer
bir dolgu materyali verilere, omurganın dayanıklılığı
arttırılmaktadır.”dedi.
“Ağrı tedavisinde Avrupa’dan Geri Değiliz”
Geçtiğimiz yıl Türkiye’nin ağrı haritasının
çıkarılmasına öncülük eden Prof.Dr. Serdar Erdine,
Türkiye’nin ağrı konusunda Avrupa ülkelerinden geri
olmadığını hatta bir çok ülkeden daha ileri olduğunu
söyleyerek, “Türkiye’de 15 tıp fakültesinde ağrı bir
bilim dalı olarak kabul ediliyor.Eğitim hastanelerinde
de ağrı merkezleri kurulmak üzere.Bütün dünyada olduğu
gibi ülkemizde de ağrı konusundaki en önemli sorun,
ağrılı hastanın doğru zamanda, doğru yere
ulaşabilmesi.Gerekli tedaviyi alamayan bir insanın
ağrısı çok daha uzun bir döneme yayılır.Ağrı hafızaya
yerleşir.Bu bir çok hastada görülüyor.Yeni başlamış bir
ağrıyı dindirmek, kronikleşmiş bir ağrıyı dindirmekten
çok daha kolay.Örneğin bir zona ağrısını ele alın.İlk üç
ay içinde hasta bize geldiğinde neredeyse %100’e yakın
başarı elde edebiliyoruz. Ama 6 ay geçmiş bir hastanın
tedavisi çok daha zor.Ülkemizde bu 6 ay çok daha
fazlasıyla geçilebiliyor. Halk doğru adresi
bilmiyor.Doğrusu hekimler de çoğunlukla bilmiyor.Ağrı
konusunda bilinçlenme şart.İşe birinci basamak
hekimlerden başlamak zorundayız.Bunun için geçen sene
Türk Algoloji Derneği olarak 20 ilde konferanslar
düzenledik ve 5 bin hekime ulaştık.Bu sene 200 sayfalık
bir kitap hazırlıyoruz.Bu 25 bin hekime
gidecek.Böylelikle hekim ağrıyı doğru değerlendirmeyi
öğrenip, doğru yere kanalize edebildiğinde ağrı tedavisi
kolaylaşacak.Çünkü İ.T.F. hariç,tıp fakültelerinde bile
hala ağrı ders olarak okutulmuyor.Bu yüzden hekimde
bilmiyor, halk da.Ülkemizde kalbi ağrıyan kalp cerrahına
gidiyor.Buradan pay biçmek lazım.”
Sorunun aslında dünyanın sorunu olduğunu vurgulayan
Prof. Dr. Serdar Erdine,ağrı konusuna dikkat çekmek için
uluslararası platformlarda da çalışmalar
yapıldığını belirterek, “2.Başkanı olduğum Avrupa Ağrı
Teşkilatları Federasyonu olarak bu sene Avrupa Konseyi’
ne, ağrısızlığın bir insan hakkı olduğunu
ve ağrının başlı başına bir hastalık olarak ele alınması
gerektiğini kabul ettirdik. Bunun sonucunda her yıl 8-13
Ekim tarihleri arasında ‘Avrupa’da Ağrısızlığa Karşı
Savaşım Haftası’ kutlanacak.Avrupa Konseyi tarafından
onaylanan bu girişim ağrı konusunda yapılan önemli
çalışmalardan biridir. Bundan sonra Avrupa ağrıyı daha
ciddiye alacak.” diye konuştu.
Ağrının Psikolojik Yönü
Ağrının tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım
izlenmesi gerektiğini söyleyen Dr. Kerem Doksat, bazen
neden, bazen de sonuç olarak ağrıda psikolojinin büyük
önemi olduğunu belirterek, “Özellikle depresyon ile ağrı
arasında önemli bir bağ olduğunu biliyoruz.Senelerdir
süren baş ağrılarının temelinde %50 oranında depresyon
vardır.Altta yatan depresyonu tedavi ettiğimizde ağrının
önemli ölçüde ortadan kalktığını görebiliriz.Eğer
depresyonu atlayıp, ağrı tedavisine gidersek bir kısır
döngüye girebiliriz.Ağrılı hastanın tedavisinde
algologların yanında ağrı konusunda uzmanlaşmış
psikologlar da olmalıdır.İdeal ağrı tedavisi, algolog,
psikolog,gerektiğinde KBBci, fizik tedavi ve
rehabilitasyon uzmanları ile
nöroşirüjyenlerle birlikte yürütülmelidir.”dedi |