Ana SayfaTuncay FilizSağlıkLinklerKatılımcılarımızArşivİletişim   

 

 

Annem Karım Kızkardeşim    [ t f ]

   

    

“Kimi der ki kadın
uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
Yeşil bir harman yerinde
Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayâlimdir,
Boynumda taşıdığım vebâlimdir.
Kimi der ki çocuk doğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek ne köçek ne ayâl ne vebâl.
O benim kollarım, bacaklarım,  başımdır.
Yavrum, annem, karım, kız kardeşim
Hayat arkadaşımdır.”

 

Bugün anneler günü... En katıksız duygu ve karşılıksız sevginin yoğunlaşıp da; en ayrımsız şekilde seni, beni sarıp sarmaladığı gün... Sevgi, hoşgörü, barışın ne olduğuna dair; anandan gayrı dinleye-göre senin de düşüncelerin bulandı ise eğer ve şimdi; merak ediyorsan gerçek nedir diye: Haydi hiç durma, gözlerinin içine bak bakabildiğince O’nun! Hala gözlerinin içine bakabileceğin bir anneye sahip olmanın şansı ile deviniyorsa eğer yaşamın; kilitle gözlerini gözlerine, ama gücün yettiği kadar; kendinden geçer gibi olsan da... Sakın kırpma gözlerini ve koy ver gitsin kendini, her ne kadar mütebbessim vesikalık pozlar ile alıştırmış olsalar da seni, “küresel mutluluk”  katalog çalışmalarında.

Ben bir doktorum...Ve bundan ötürü son derece eminim ki ; dayanmak mümkün değildir, anacığın gözlerinden fışkıran sevgi ateşine... O’nun gözlerinden yansıyan ateşin parıltısıyla senin gözlerinin kamaşmaması, sıcaklığı ile yüreğinin ısınmaması  mümkün değildir. Tarifi  mümkün  değilse de yürekten yaşanır bu  heyecan...

İşte tarifi mümkün olmayan ancak, yaşanırsa hissedilen, hiçbir karşılık beklemeyen, gerçek sevgidir bu: Ana sevgisi !... Nazım Hikmet ile başlamıştık konuya, üç nokta koyalım onunla: “iki şey var ancak ölümle unutulur / Anamızın yüzüyle şehrimizin yüzü...”

         Yaşamın kaynağı kadınlarımızın sağlığı ve mutluluğu, insanların ve insanlığın mutluluğu olacaktır elbet. Bu nedenle çocuk, genç, yaşlı demeden hepimize düşen  ortak görev var; hiç de savsaklamadan... Analarımızın sağlığını yani kadın sağlığını korumak, kollamak, onların üzerine titremek.

Yaşamak ve yeniden yaşamak adına sancılı adetten gebeliğe, gebelikten sancılı doğuma ve menapoza dek uzanan bu süreçte.

Sancılı adet

Kadınlarımızın adetleri az yada çok sancılı olabilir. Ancak %10 kadarında bu durum son derece şiddetli olabilmektedir. Tıbbi edebiyatta biz bu durumu Dismenore olarak tanımlamaktayız. Şiddetli adet sancıları, iş gücü kaybına bile neden olabilmektedir.

Genellikle adet başlangıcından 1 gün önce başlar ve şiddeti azalarak birkaç gün devam eder. Ağrı en sık kasıklarda, karın alt yarısında ve belde hissedilir. Bulantı ve kusmanın eşlik ettiği durumlarda yaşanabilir. Büyük bir kısmında herhangi bir hastalık etkeni söz konusu değildir. Ancak bir yumurtalık iltihaplanması, yumurtalık kisti ve rahim içinde iyi huylu yumrular (miyom) da söz konusu olabileceğinden, şiddetli olgularda Kadın Hastalıkları Uzmanı tarafından kontrol ve takip edilmelidir.

Tedavi amacıyla Naproxen Sodyum gurubu ağrı kesiciler yada spazm çözücüler önerilir. Adetten bir gün önce başlanması tavsiye edilir.

Gebelik kutsaldır

         Gebelik takibi çağın koşullarına uygun yapılmalıdır. Bu amaçla ana sağlık merkezlerinin çalışmaları geliştirilmeli, maddi zorunluluklar ortadan kaldırılarak, herkes için ücretsiz ve eşit takip olanakları sağlanmalıdır.

         Gebelik süresince ortaya çıkması muhtemel hipertansiyon, şeker hastalığı, böbrek yetmezliği, tiroid hormon bozukluğu gibi tehlikelere karşı uyanık olmalı, usulüne uygun takip ve tedavi sağlanmalıdır.

Mongol bebek gibi kalıtsal anomalileri ortaya çıkartacak testler ihmal edilmemelidir.

         Menapozda ilgi ve bilgi

         Kadınlarımız yaşamlarının neredeyse üçte birini, menapoz adını verdiğimiz süreçte geçirmektedir. Menapoz  başlangıcı ortalama 45-55 yaşlar arasıdır. Bu dönemde ortaya çıkan ateş basmaları, sinirlilik, kemik yumuşamaları ve damar sertliği, idrar kaçırma  artık günümüzde sineye çekilen değil, ciddiyetle üzerinde durulup tedavi edilmesi gereken durumlardır.

        

Osteoporoz

Osteoporoza bağlı kırıklar son derece ciddi ölüm nedenleridir. Son çalışmalarda,  kadınlarda özellikle 50 yaşından sonra osteoporoza bağlı kırıklar sonucu ölüm riski ile meme kanserinden ölüm riski, neredeyse eşit olarak açıklanmıştır. Dünyada her yıl 60 bin kalça kırığı oluşmakta ve %20 si bu nedenle hayatlarını kaybetmektedir. Elbette kırıklar başlı başına öldürmüyor ancak, yol açtıkları enfeksiyon, akciğere pıhtı atma (emboli) gibi durumlar bu dramatik süreci tayin ediyor.

Menapozdan 10-15 yıl sonra  kalça kemiği kırıklarının riski artar ve  90 yaşında her beş kadından birinde kalça kırığı görülür.

         Türkçe karşılığı olarak osteo= kemik, poroz= gözenek demektir. Bu iki kelimenin  birleşmesiyle de osteoporoz  “gözenekli kemik” anlamına gelmektedir. Kemik içindeki boşluklar kalsiyumlarını yitirince, kemik adeta sünger gibi gözenekli bir görünüm alır. Sünger gibi gözenekli  olmak, o’nun  kadar  yumuşak olmak demektir ki bu da en küçük darbelerde bile  kemiklerin kırılmaya açık olması anlamına gelir.

         Meme kanseri

Kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Ancak erken tanı ve kendi kendine kontrol bu riski önleme yolunda büyük bir aşama sağlamıştır.

Her kadın ayda bir kez mutlaka kendi meme kontrolünü yapmalıdır.

Adet görenler, adet bittikten üç gün sonra; adet görmeyenler ise ayın herhangi bir gününde bunu gerçekleştirmelidir.

Meme kanserini önleme adına mammografi çok değerli bir tetkiktir.

35 yaşından itibaren ileride kıyas olması adına bir kez yapılması son derece yarar sağlayıcıdır. 40-50 yaşlar arası 1-2 yılda bir, 50 yaşından sonra her yıl yapılması gerekmektedir.

          İyi, güzel ve mutlu bir gelecek adına kadınlarımız, yani

analarımızın sağlığı için dile getirmeye çalıştığım bu gerçekleri paylaşalım ki;  paylaştıklarımız ile paylaşmadıklarımız farkı kapatalım. Anneler günü, hepimize karşılıksız sevgi ve görev duygusunu bir kez daha hatırlatsın, barış ve kardeşliğe esin kaynağı olsun...

 
Her Hakkı Saklıdır.Dr Tuncay Filiz 2000