|
“Kimi der ki kadın
uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
Yeşil bir harman yerinde
Dokuz zilli köçek gibi oynatmak
içindir.
Kimi der ki ayâlimdir,
Boynumda taşıdığım vebâlimdir.
Kimi der ki çocuk doğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek ne köçek ne
ayâl ne vebâl.
O benim kollarım, bacaklarım,
başımdır.
Yavrum, annem, karım, kız kardeşim
Hayat arkadaşımdır.”
Bugün anneler günü...
En katıksız duygu ve karşılıksız
sevginin yoğunlaşıp da; en ayrımsız
şekilde seni, beni sarıp sarmaladığı
gün... Sevgi, hoşgörü, barışın ne
olduğuna dair; anandan gayrı
dinleye-göre senin de düşüncelerin
bulandı ise eğer ve şimdi; merak
ediyorsan gerçek nedir diye: Haydi
hiç durma, gözlerinin içine bak
bakabildiğince O’nun! Hala
gözlerinin içine bakabileceğin bir
anneye sahip olmanın şansı ile
deviniyorsa eğer yaşamın; kilitle
gözlerini gözlerine, ama gücün
yettiği kadar; kendinden geçer gibi
olsan da... Sakın kırpma gözlerini
ve koy ver gitsin kendini, her ne
kadar mütebbessim vesikalık pozlar
ile alıştırmış olsalar da seni,
“küresel mutluluk” katalog
çalışmalarında.
Ben bir
doktorum...Ve bundan ötürü son
derece eminim ki ; dayanmak mümkün
değildir, anacığın gözlerinden
fışkıran sevgi ateşine... O’nun
gözlerinden yansıyan ateşin
parıltısıyla senin gözlerinin
kamaşmaması, sıcaklığı ile yüreğinin
ısınmaması mümkün değildir. Tarifi
mümkün değilse de yürekten yaşanır
bu heyecan...
İşte
tarifi mümkün olmayan ancak,
yaşanırsa hissedilen, hiçbir
karşılık beklemeyen, gerçek sevgidir
bu: Ana sevgisi !... Nazım Hikmet
ile başlamıştık konuya, üç nokta
koyalım onunla: “iki şey var
ancak ölümle unutulur / Anamızın
yüzüyle şehrimizin yüzü...”
Yaşamın kaynağı
kadınlarımızın sağlığı ve mutluluğu,
insanların ve insanlığın mutluluğu
olacaktır elbet. Bu nedenle çocuk,
genç, yaşlı demeden hepimize düşen
ortak görev var; hiç de
savsaklamadan... Analarımızın
sağlığını yani kadın sağlığını
korumak, kollamak, onların üzerine
titremek.
Yaşamak
ve yeniden yaşamak adına sancılı
adetten gebeliğe, gebelikten sancılı
doğuma ve menapoza dek uzanan bu
süreçte.
Sancılı adet
Kadınlarımızın adetleri az yada çok
sancılı olabilir. Ancak %10
kadarında bu durum son derece
şiddetli olabilmektedir. Tıbbi
edebiyatta biz bu durumu
Dismenore olarak
tanımlamaktayız. Şiddetli adet
sancıları, iş gücü kaybına bile
neden olabilmektedir.
Genellikle adet başlangıcından 1 gün
önce başlar ve şiddeti azalarak
birkaç gün devam eder. Ağrı en sık
kasıklarda, karın alt yarısında ve
belde hissedilir. Bulantı ve
kusmanın eşlik ettiği durumlarda
yaşanabilir. Büyük bir kısmında
herhangi bir hastalık etkeni söz
konusu değildir. Ancak bir
yumurtalık iltihaplanması,
yumurtalık kisti ve rahim içinde iyi
huylu yumrular (miyom) da söz konusu
olabileceğinden, şiddetli olgularda
Kadın Hastalıkları Uzmanı tarafından
kontrol ve takip edilmelidir.
Tedavi
amacıyla Naproxen Sodyum gurubu ağrı
kesiciler yada spazm çözücüler
önerilir. Adetten bir gün önce
başlanması tavsiye edilir.
Gebelik kutsaldır
Gebelik takibi çağın
koşullarına uygun yapılmalıdır. Bu
amaçla ana sağlık merkezlerinin
çalışmaları geliştirilmeli, maddi
zorunluluklar ortadan kaldırılarak,
herkes için ücretsiz ve eşit takip
olanakları sağlanmalıdır.
Gebelik süresince ortaya
çıkması muhtemel hipertansiyon,
şeker hastalığı, böbrek yetmezliği,
tiroid hormon bozukluğu gibi
tehlikelere karşı uyanık olmalı,
usulüne uygun takip ve tedavi
sağlanmalıdır.
Mongol
bebek gibi kalıtsal anomalileri
ortaya çıkartacak testler ihmal
edilmemelidir.
Menapozda ilgi ve bilgi
Kadınlarımız yaşamlarının
neredeyse üçte birini, menapoz adını
verdiğimiz süreçte geçirmektedir.
Menapoz başlangıcı ortalama 45-55
yaşlar arasıdır. Bu dönemde ortaya
çıkan ateş basmaları, sinirlilik,
kemik yumuşamaları ve damar
sertliği, idrar kaçırma artık
günümüzde sineye çekilen değil,
ciddiyetle üzerinde durulup tedavi
edilmesi gereken durumlardır.
Osteoporoz
Osteoporoza bağlı kırıklar son
derece ciddi ölüm nedenleridir. Son
çalışmalarda, kadınlarda özellikle
50 yaşından sonra osteoporoza bağlı
kırıklar sonucu ölüm riski ile meme
kanserinden ölüm riski, neredeyse
eşit olarak açıklanmıştır. Dünyada
her yıl 60 bin kalça kırığı
oluşmakta ve %20 si bu nedenle
hayatlarını kaybetmektedir. Elbette
kırıklar başlı başına öldürmüyor
ancak, yol açtıkları enfeksiyon,
akciğere pıhtı atma (emboli) gibi
durumlar bu dramatik süreci tayin
ediyor.
Menapozdan 10-15 yıl sonra kalça
kemiği kırıklarının riski artar ve
90 yaşında her beş kadından birinde
kalça kırığı görülür.
Türkçe karşılığı olarak
osteo= kemik, poroz= gözenek
demektir. Bu iki kelimenin
birleşmesiyle de osteoporoz
“gözenekli kemik” anlamına
gelmektedir. Kemik içindeki
boşluklar kalsiyumlarını yitirince,
kemik adeta sünger gibi gözenekli
bir görünüm alır. Sünger gibi
gözenekli olmak, o’nun kadar
yumuşak olmak demektir ki bu da en
küçük darbelerde bile kemiklerin
kırılmaya açık olması anlamına
gelir.
Meme kanseri
Kadınlarda en sık görülen kanser
türüdür. Ancak erken tanı ve kendi
kendine kontrol bu riski önleme
yolunda büyük bir aşama sağlamıştır.
Her
kadın ayda bir kez mutlaka kendi
meme kontrolünü yapmalıdır.
Adet
görenler, adet bittikten üç gün
sonra; adet görmeyenler ise ayın
herhangi bir gününde bunu
gerçekleştirmelidir.
Meme
kanserini önleme adına
mammografi
çok değerli bir tetkiktir.
35
yaşından itibaren ileride kıyas
olması adına bir kez yapılması son
derece yarar sağlayıcıdır. 40-50
yaşlar arası 1-2 yılda bir, 50
yaşından sonra her yıl yapılması
gerekmektedir.
İyi, güzel ve mutlu bir
gelecek adına kadınlarımız, yani
analarımızın sağlığı için dile
getirmeye çalıştığım bu gerçekleri
paylaşalım ki; paylaştıklarımız ile
paylaşmadıklarımız farkı kapatalım.
Anneler günü, hepimize
karşılıksız sevgi ve görev duygusunu
bir kez daha hatırlatsın, barış ve
kardeşliğe esin kaynağı olsun... |