Merhaba Dostlarım,
Bir bayramı daha geride bıraktık. Bir yandan ekonomik
kriz, bir yandan bastıran soğuklar, sizi bilmem ama
bu bayramı benim için daha keyifli kıldı. Tatil
beldelerine kaçamayan yurdum insanı birden eski
bayramları anımsadı; hani o çocukluğumuzun
zihinlerine kazınmış şeker tadındaki bayramları...
Bayramın
ilk günü evin erkeklerinin bayram namazından dönüşünü
müteakip pür-i pak kıyafetlerimizi üstümüze geçirip,
sıraya dizilen büyüklerin ellerini öpüşümüz,
temiz bir mendil, bir avuç şeker ve cebimize sıkıştırılan
bayram harçlıklarıyla güle oynaya yola koyulmamız. Biz
eskiden ailecek önce "Rahmet'e Kavuşmuşlarımızı"
ziyaret eder,sonra da aile büyüklerine el öpmeye
giderdik.Sonra sırasıyla eş dost akraba kapı kapı
dolaşılırdı.Gidilen her evde yutulan şekerler,ev
sahiplerinin durumu daha iyiyse tercihen çikolata
ve arkadan,her alınan ısırışta ağızdan şerbeti
taşırta taşırta yenilen tatlılar...Cebimizdeki
harçlık şişkinlik yaptıkça büyüyen oyuncak
hayali...Eve gelen iade-i ziyaretçiler,bir
hareket,bir coşku,ama en çok da bayram sebebiyle
biz çocukların coşkularından kaynaklanan şımarıklıklarına göz
yumulması...
Bu
bayramda benzer bir coşkuyu yakaladım sokaklarda ve
çocukların yüzlerinde. Ama en çok dikkatimi çeken
daha önce birbirlerinin yüzüne bakma ihtiyacı bile
duymayan insanların sokakta giderken yanlarından
geçenlere sıcak bir tebessümle "İyi
Bayramlar!" dileyişleri oldu.Havaların soğukluğu
evlerin ve bir tebessümün sıcaklığını özlettirmişti
sanki.Üst üste yaşanan olumsuzluklar,herkesi pençesine
almış negatif enerji ve gittikçe çoğalan yalnızlığımız
demek ki bir bayram sabahını bekliyormuş.Bir
insan sıcaklığının,bir dost elinin,bir çocuk
kahkahasının pek çok derde deva olacağını
anlamak için ekonomik krizden ve dondurucu soğuklardan
dolayı bir bayramı evlerimizde geçirmemiz
gerekiyormuş.Olsun! Buna da şükür, bayramların
bir nebze de olsa eski bayramlar tadında olmasına
vesile oldu ya!...
Yine
de eksik olan bir şeyler vardı; çıtır çıtır
yanan soba, üzerinde demlenen çayın yanında
kestane kebabı, bayram için özel olarak kolalanıp
sehpalara serilmiş güzelim örtüler,mis gibi
sabun kokan odalar,buruşuk ve titrek elleriyle saçlarımı
ok- şayan büyükannem,takma dişleri her an ağzından
fırlayacakmış gibi görünmesine rağmen yaptıklarıma
gevrek gevrek gülmeye devam eden dedem...Ne güzeldi
o eski bayramlar...
Önümüz
yılbaşı sonra da Kurban Bayramı.Sizi bilmem ama ben
şimdiden kolları sıvadım,oğluma tombala
oynanan,tüm ailenin bir arada olduğu ve yenilip
içilen, sınırsızca gülünen o eski yılbaşı
gecelerinden birini yaşatmak için...Tüm eğlence
mekanlarının süslü reklamlarına inat ailemi ve
arkadaşlarımı evimde toparlayıp, hani gençliğimizde
dalga geçtiğimiz, ptt(pijama terlik
televizyon) gecelerinden birini
düzenleyeceğim.Sevginin,paylaşımın,eğlencenin ve
huzurun olduğu bir geceden gireceğim yeni yıla,
sevdiklerimle sarmaş dolaş.
Tadı
damağımızda kalmış yaşam anlarının sadece
yadedilen bir anı olmasına izin vermeyeceğim.Sobanın
yerine kalorifer oluversin ne çıkar?Ben yine de
kestane kebabı yapacak,mısır patlatacağım,televizyondaki
çarkıfeleğe inat tombala oy- nayacağım.Biliyorum ki
anıları canlı tutmak,yaşamak ve yaşatmak benim
elimde. Vaktiyle yaşamış olduğum bu güzelliklerden
neden oğlumu mahrum bırakıp,o anlardan bir daha
yaşanamayacak masallarmış gibi bahsedeyim?Yaşanan
her anın bir anlamı olması gerektiğine inanıyorsam
kim tutar beni?