Kapıdan içeriye girince bankonun arkasındaki
görevli bayanın bu kentte, gecenin bu saatinde,
görev yapıyor olmasını oldukça yadırgadım.
Genelde bu saatlerde, gece işe gidiş geliş zor
olduğundan,bayanlar çalışmaz.Gece nöbetleri
çoğunlukla genç erkeklerin görevidir.Kapıdan
girdiğimi görünce, yüzünde bir gülümseme
belirdi.Biri bana gülümseyince dayanamam,ben
de ona sevgiyle gülümsemeye çalışırım.Benim
güler yüzümün altında, onların sevgi ve
saygılarını algılamış olduğum yatar. Ama bu kez
bayanın gözlerindeki parlaklıktan, tavrındaki
acelecilikten gülümsemesinin yalnız saygı ve
görev
nedeniyle olmadığını anlayabiliyorum.Anahtara
uzanırken titreyen parmaklarında,bedeninin
kıvrımlarındaki çabuklukta, başkası görebilir mi
bilmem ama, ben açıkça: Hata yapma korkusuyla
davranışlarına yansıyan heyecanı görebiliyorum.
Dudaklarındaki gülümsemenin örtemediği ürkekliği sezmiş olmam beni de
heyecanlandırdı.Kısa dönem için bir ilişkinin
başlamakta olduğunu seziyorum. Aslında kısa
dönemde oluşacak ilişkileri pek sevmem ama,bu
bir duygu işte.Birden karşılıklı
oluşuveriyor.Kısacası çabucak gelişen bir
etkileşim...Her zamanki vurdumduymaz
davranışımdan uzaklaşıp, genç bayanı süzmeye
başladım.Gözlerimin içine bakarken benden bir
şey beklediğini anlayınca, yumuşak bir ses
tonuyla dilim döndüğünce oda numaramı söyledim.
Gülümseyerek aynı oda numarasını yinelerken
elinde tuttuğu anahtarı bana uzattı. Daha
önce,benim söylememe gerek olmadan odamın
anahtarını bankodaki kutudan almış
olmalıydı.Bana uzanan elin içinden anahtarı
alırken genç kadını, bir de alıcı gözüyle
incelemek istedim.
Benim kadar olmasa da bir bayan için uzun
sayılacak boyu vardı.
Omuzlarına dökülen dalgalı koyu saçları ona olgun
bir kadın havası veriyordu. Sanırım yeterince
güneş görmemiş olduğundan beyaz teniyle koyu
siyah saçları on ilgi çekici bir görünüm
sağlıyordu. İnce beli,geniş kalçaları ve
oturduğunda sıyrılan eteğinin örtemediği güzel
bacakları tüm cinselliğiyle hoşuma gitmişti...
Yüzüne dikkatlice bakınca,burnunun gözleriyle
çelişken beraberliğini görmemek olanaksızdı.İlk
anda bu uyumsuzluğun getirdiği soğuk ve ciddi
görüntü, dudaklarında beliren gülümsemeyle
birden sevecen ve sıcacık bir havaya
bürünüyordu. Sanırım beni kendine bağlayan bu
andı.Güldüğünde gözlerine yansıyan yüreğinin
sıcaklığını sergileme becerisine
kapılmıştım.Bana anahtarı verdikten sonra
köşedeki poşete eşyalarını yerleştirmeye
çalıştığını görünce söyleşiye ilk başlayan olmak
için:
- Sanırım işiniz bitti.
- Evet bitti.
- Daha çok erken. Ben de yalnızım. Beraber bir
yere gidebilir miyiz?
Size içecek bir şey ısmarlamak isterim.
- İsterdim ama...
- Durun hele.Bu kenti tanımıyorum.Kendi başıma
gezmekten de pek hoşlanmam.Bana bu kenti tanıtır
mısınız?
Biraz duraladı.Gözlerinin içindeki isteği
gizleyemediğini açıkça görüyordum.
Bu durumda sözü ona bırakırsam,kibarca beni
istemediğini bildirecek, tüm geceyi otel
odasında yalnız başıma geçirmek zorunda
kalacaktım. Şansımı zorlamam gerektiğini
düşünüp,çevreme göz gezdirdim.Girişte başka bir
görevli olmadığını, benimle konuştuğunu gören ve
duyan olmadığını anlayınca, ona daha çok güven
vermek için:
-Göreviniz boyunca,olanağım oldukça sizi
izledim.Sizin görevinizi engelleyecek davranışta
bulunmadım.Ama şimdi işiniz bitti.Varsayalım iş
çıkışı bir Cafe' deyiz ve siz de yandaki masada
oturan bir başka yalnız kişiyi oynuyorsunuz.Bu
öneriyi öyle bir ortamda yapsam bana aynı
çekingenlikle mi yaklaşırdınız?
- Hayır.
- O halde düşünmeyin. Benim cumartesi gecem ve
de sizin geceniz daha
renkli geçsin. Hem siz de cumartesi gecesi
çalışmış olmanın yorgunluğundan kurtulmuş
olursunuz.
O anda kararını vermiş olmalı. Gözlerimin içine
bakarak:
- O zaman bir dakika. Üstümü değişip geleyim.
Biraz beni bekler
misiniz?
- Seve seve.Ben de şu kocaman anahtarı size
vereyim.Hemen artık gereksinimim olmayacak...
diyerek gülümsedim. Başını öne eğip
gülümsemesini gizlemeye çalıştı.
Anahtarı yerine koyduktan sonra çabucak bankodan
ayrıldı. Koşarcasına
hızlı adımlarla arka bölümdeki soyunma
dolaplarına doğru giderken
arkadaşına sesleniyordu:
- John! Benim görevim bitti.Ama,gececi arkadaş
gelmedi.Sen bankoya geçer misin? Benim çıkmam
gerekiyor da...
Gececinin görevine geç kalmasının bu gece benim
yaşamımda ne kadar
büyük bir değişikliğe neden olduğunu düşünüp,
sevinmeye başladım. Onun
gecikmesi bana yaramıştı.Yoksa geldiğimde,ciddi
bir gençten anahtarımı alıp odama çekilecek bu
eğlenceli beraberliği hiç yaşamayacaktım...
Girişte beklememin bir gereği olmadığını
düşünerek,biraz önce isteksizce girdiğim kapıdan
dışarıya çıktım. Birkaç adım ilerleyip,caddenin
diğer köşesinde kapıya bakarak genç kadının
çıkmasını beklemeye başladım. Genç kadın,günlük
giysileriyle kapıda belirdiğinde telaşla
çevresine bakını- yordu. Birini aradığı,
bulamama durumunda üzüleceğini belli eden
korkuyla karışık bir ürkeklik
içindeydi.Bulunduğum yerden elimi kaldırıp "Ben
buradayım" der gibi ona doğru salladım.Sanırım
kol hareketim dikkatini çekti. Beni görünce
sevinçle gülümsedi. Duralayıp,çevresine
bakındıktan sonra hızla yanıma geldi. Yüzündeki
gülümsemeden,gözlerindeki parlaklıktan
mutluluğunu okuyordum.
- Sizi göremeyince birden heyecanlandım.
- Kapının dibinde beklemek istemedim.Orada
beraber görenler iş yerinizin hemen çıkışındaki
buluşmayı tuhaf karşılayabilirdi.Hem sizin için
de uygun olmazdı.
- Temkinli olmak iyidir. Beni düşünmenize
sevindim. Teşekkür ederim...
- Nereye gidebiliriz?
- Yemek mi yoksa bir içki mi?
- Ben bir içkiyi düşünmüştüm.
- Güzel. Bildiğim bir bar var. Oraya gidelim mi?
- Olur. Uzak mı?
- Yürüyerek gidebiliriz.
Beraberce yürümeye başladık.Konuşurken
birbirlerimizi daha çok tanımak için duralıyor,
birbirlerimizin yüzüne bakıyorduk.Bir ara genç
kadın:
- Geldik. Burası.
diyerek eliyle bir barı gösterdi.Eski tahta
kapı,gecenin serinliğini misafir etmek
istemediklerinden kapanmış olmalıydı.Küçük
pencere camlarından loş bar ortamındaki
karaltılar görülüyordu. Bu cumartesi gecesi
barın boş olmadığı, hatta yer bulma sorunuyla
karşılaşacak kadar kalabalık olduğu,daha
dışarıdan belliydi.
Eski tahta kapıyı aralayıp, genç bayanın içeri
girmesini bekledim.
Gülümseyip, teşekkür ederek önümden yürüdü. Ben
de arkasından içeriye
girdim. İki adım önümden yürürken boş bir yer
aramaya çalışıyordu. Onu
karşılayan garsona iki kişilik bir yer
istediğimizi söyledi.Garson,barın en kuytu
köşesinde duvara dayanmış küçücük bir masayı
gösterdi.Belli ki elinde kenarda kıyıda duran bu
küçücük bir masadan başka oturacak yer kalmamış.
Genç kadın bana döndüğünde "Uygun mu?"
dercesine bakıyordu.Beğenmeme olasılığımı
düşünüyor olmalıydı.Ben her yerde, her koşulda
yaşayabilecek bir insan olduğum için "Olur"
anlamına gelecek biçimde başımı salladım.Genç
kadın,gülümseyerek garsona teşekkür etti ve
gösterdiği yöne doğru yürümeye başladı.Ben de
arkasından ilerlerken, loş ortamda onu
süzüyordum. Masaların arasından kıvrılarak
ilerlerken kalçalarını oynatışı ve ince belini
büküşü cinsellik taşımıyor gibi görünse de beni
baştan çıkaracak her tür duyguyu aklıma
getiriyordu. Bu tür düşünceleri taşıyor olmanın
verdiği utangaçlıkla yüzümün kızardığını
hissediyordum. Sonunda kalabalığın arasından
sıyrılıp masanın önüne geldi ve oturmadan önce
beni bekledi.Masaları devirmeyi bile göze alacak
kadar çabuk
davranarak,onun yanına ulaşmaya çalıştım.Onu
bekletmemek için gösterdiğim çabaya bakıp
gülümserken,elini ağzına götürdü.Benim gülünç
durumuma bakıp güldüğünü benden saklamaya
çalışıyordu.Geceyi berbat etmemeye özen
göstermesine sevinmiştim.Yanına gelince
sandalyesine oturması için ona yardım
ettim.Saygılı bir teşekkürden sonra usulca
sandalyeye ilişti.Ben de hemen karşısındaki
sandalyeye oturdum.Masada küçük bir kül
tablası,duvara yansıyan soluk ışığın kaynağı
olan mavi cam kavanoz içinde kırpışarak yanan
mumdan başka ilgi çekecek tek şey,karşımda
oturan bayanın koyu yeşil gözleriydi.O ana değin
gözlerinin yeşil olduğunu fark etmemiş olduğumu
anladım.
Kendime kızmadım dersem yalan olur.Tüm bedeninin
resmini yapacak kadar dikkatle izlediğim bu
bayanın göz rengini öğrenmemiş olmama hem
kızdım, hem de çok şaşırdım. Ben ki insanların
gözlerine bakıp,yüreklerinden geçeni okumaya
çalışırım. Şu işe bakın. Karşımda duran bayanın
gözlerinin rengini bile görememişim. Çok
tuhaf... Karşımda güneş gibi parıldayarak yanan
(gecenin bu saatinde boyası dökülmüş soluk
renkli bar duvarını aydınlatan güzelliğin ay
ışığına benzetilmesi daha doğru olurdu herhalde)
gözlere bakıp:
- Ne içersiniz?
diye sormak üzereyken,içimde bir
kıpırdanma,kalıbına sığmayan bir coşku sezdim.
Çoğunlukla aşık olduğumda algıladığım bu duyguyu
daha adını bile öğrenmediğim masanın diğer
köşesinde oturan bu genç bayana karşı duymuş
olmama şaşırmıştım.Onu tutkun bir aşığın
titreyen bedenindeki gibi artan bir coşkuyla
izlerken öfkeleniyordum."Neden böyle oldum?
Heyecanlanacak ne var?" diye söylendim. Belki de
ilk kez gerçekten sevecen duygular beslediğim bu
yabancıyla beraber olmam beni,coşkulu duygu
selinin içine sürüklemişti. Yoksa, yaşamın her
tür kargaşası içinde,her tür duyguyu tatmış
olmam böyle titrememin bir nedeni olamazdı."Ben
böyle olabilir miydim?Olmazdım herhalde". Benim
yaşımda birinin,bu yaştan sonra,bu tür
duyguların içine girmesini
beklemezdim.Belki de ilk kez aşık oluyordum.Bu
duyguyu başlatan bir neden olmalıydı.Beni bu
yaştan sonra sevgi ve aşkın kucağına iten bir
neden..Anımsadım...Evet!Benim belleğime
yerleşen,yıllar boyu oraya çöreklenip kimselere
görünmeyen,belki de saklanan,herkesten kaçan bu
duygu "Edelweiss" ile kıpırdadı.Ben havaalanına
inince hemen koşup ilk çiçekçide o çiçeğin
resmini neden aramıştım?O eski duyguyu neden
uyandırmıştım?Alplerde doğan bahar güneşine
kucak açan,baharla gelen yeni bir yaşamı
müjdeleyen çiçeği anımsamasaydım,adını öğrenip
resmini görmeseydim o duyguyu hiç
tatmayacaktım.Evet artık Alplerin güzel
çiçeğinin anlamını çok iyi biliyorum: Edelweiss,
soğuk iklimde baharı müjdeleyen çiçek,
çevresindeki tüm insanlara mutluluk, dostluk ve
sevgi aşılarmış.Onu gören,onu koklayan herkes
sevginin güzelliğini ve yüceliğini
öğrenirmiş...Duygularımdaki değişikliğin
nedenini şimdi daha iyi anlıyordum. Ben "Edelweiss"
adından etkilenmiştim.Onun sevgi yörüngesine
girmiştim.Onun uydusu olmuştum...
Karşımdaki bayana boş gözlerle bakmış
olmalıydım.Birden gülümsemesini sürdürmeye
çalışırken bana seslendi:
- Ne oldu? Neden birden değiştiniz?
-Ben mi? demişim. Dudaklarımın oynadığını bile
anımsamıyorum.Konuştuklarımı da duymadım. Belki
de hiç konuşmadım.Yalnız düşünmüş
olmalıyım.Yerimden kalktığımda gözlerim bir
noktaya dikilmişti.Bardan dışarıya
çıkmıştım.Genç bayanı orada,masa başında
bırakmıştım.Yürürken dudaklarımdan şu
sözcüklerin döküldüğünü duyuyordum:
- Edelweiss... Alpler' in büyülü çiçeği...