Ana SayfaTuncay FilizSağlıkLinklerKatılımcılarımızArşivİletişim

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Çiçek Kadar Güzel  (Birsen Nalbant)

   Yazarın Diğer Yazıları

  
   
Kapıdan içeriye girince bankonun arkasındaki görevli bayanın bu kentte, gecenin bu saatinde, görev yapıyor olmasını oldukça yadırgadım.
    Genelde bu saatlerde, gece işe gidiş geliş zor olduğundan,bayanlar çalışmaz.Gece nöbetleri çoğunlukla genç erkeklerin görevidir.Kapıdan girdiğimi görünce, yüzünde bir gülümseme belirdi.Biri bana gülümseyince dayanamam,ben de ona sevgiyle gülümsemeye çalışırım.Benim güler yüzümün altında, onların sevgi ve saygılarını algılamış olduğum yatar. Ama bu kez bayanın gözlerindeki parlaklıktan, tavrındaki acelecilikten gülümsemesinin yalnız saygı ve görev nedeniyle olmadığını anlayabiliyorum.Anahtara uzanırken titreyen parmaklarında,bedeninin kıvrımlarındaki çabuklukta, başkası görebilir mi bilmem ama, ben açıkça: Hata yapma korkusuyla davranışlarına yansıyan heyecanı görebiliyorum.   
  Dudaklarındaki gülümsemenin örtemediği ürkekliği sezmiş olmam beni de heyecanlandırdı.Kısa dönem için bir ilişkinin başlamakta olduğunu seziyorum. Aslında kısa dönemde oluşacak ilişkileri pek sevmem ama,bu bir duygu işte.Birden karşılıklı oluşuveriyor.Kısacası çabucak gelişen bir etkileşim...Her zamanki vurdumduymaz davranışımdan uzaklaşıp, genç bayanı süzmeye başladım.Gözlerimin içine bakarken benden bir şey beklediğini anlayınca, yumuşak bir ses tonuyla dilim döndüğünce oda numaramı söyledim. Gülümseyerek aynı oda numarasını yinelerken elinde tuttuğu anahtarı bana uzattı. Daha önce,benim söylememe gerek olmadan odamın anahtarını bankodaki kutudan almış olmalıydı.Bana uzanan elin içinden anahtarı alırken genç kadını, bir de alıcı gözüyle incelemek istedim.

   Benim kadar olmasa da bir bayan için uzun sayılacak boyu vardı. Omuzlarına dökülen dalgalı koyu saçları ona olgun bir kadın havası veriyordu. Sanırım yeterince güneş görmemiş olduğundan beyaz teniyle koyu siyah saçları on ilgi çekici bir görünüm sağlıyordu. İnce beli,geniş kalçaları ve oturduğunda sıyrılan eteğinin örtemediği güzel bacakları tüm cinselliğiyle hoşuma gitmişti... Yüzüne dikkatlice bakınca,burnunun gözleriyle çelişken beraberliğini görmemek olanaksızdı.İlk anda bu uyumsuzluğun getirdiği soğuk ve ciddi görüntü, dudaklarında beliren gülümsemeyle birden sevecen ve sıcacık bir havaya bürünüyordu. Sanırım beni kendine bağlayan bu andı.Güldüğünde gözlerine yansıyan yüreğinin sıcaklığını sergileme becerisine kapılmıştım.Bana anahtarı verdikten sonra köşedeki poşete eşyalarını yerleştirmeye çalıştığını görünce söyleşiye ilk başlayan olmak için:

- Sanırım işiniz bitti.

- Evet bitti.

- Daha çok erken. Ben de yalnızım. Beraber bir yere gidebilir miyiz?

Size içecek bir şey ısmarlamak isterim.

- İsterdim ama...

- Durun hele.Bu kenti tanımıyorum.Kendi başıma gezmekten de pek hoşlanmam.Bana bu kenti tanıtır mısınız?

Biraz duraladı.Gözlerinin içindeki isteği gizleyemediğini açıkça görüyordum. 

Bu durumda sözü ona bırakırsam,kibarca beni istemediğini bildirecek, tüm geceyi otel odasında yalnız başıma geçirmek zorunda kalacaktım. Şansımı zorlamam gerektiğini düşünüp,çevreme göz gezdirdim.Girişte başka bir görevli olmadığını, benimle konuştuğunu gören ve duyan olmadığını anlayınca, ona daha çok güven vermek için:

-Göreviniz boyunca,olanağım oldukça sizi izledim.Sizin görevinizi engelleyecek davranışta bulunmadım.Ama şimdi işiniz bitti.Varsayalım iş çıkışı bir Cafe' deyiz ve siz de yandaki masada oturan bir başka yalnız kişiyi oynuyorsunuz.Bu öneriyi öyle bir ortamda yapsam bana aynı çekingenlikle mi yaklaşırdınız?

- Hayır.

- O halde düşünmeyin. Benim cumartesi gecem ve de sizin geceniz daha

renkli geçsin. Hem siz de cumartesi gecesi çalışmış olmanın yorgunluğundan kurtulmuş olursunuz.

O anda kararını vermiş olmalı. Gözlerimin içine bakarak:

- O zaman bir dakika. Üstümü değişip geleyim. Biraz beni bekler misiniz?

- Seve seve.Ben de şu kocaman anahtarı size vereyim.Hemen artık gereksinimim olmayacak...

diyerek gülümsedim. Başını öne eğip gülümsemesini gizlemeye çalıştı.

Anahtarı yerine koyduktan sonra çabucak bankodan ayrıldı. Koşarcasına

hızlı adımlarla arka bölümdeki soyunma dolaplarına doğru giderken arkadaşına sesleniyordu:

- John! Benim görevim bitti.Ama,gececi arkadaş gelmedi.Sen bankoya geçer misin? Benim çıkmam gerekiyor da...

Gececinin görevine geç kalmasının bu gece benim yaşamımda ne kadar

büyük bir değişikliğe neden olduğunu düşünüp, sevinmeye başladım. Onun gecikmesi bana yaramıştı.Yoksa geldiğimde,ciddi bir gençten anahtarımı alıp odama çekilecek bu eğlenceli beraberliği hiç yaşamayacaktım...

Girişte beklememin bir gereği olmadığını düşünerek,biraz önce isteksizce girdiğim kapıdan dışarıya çıktım. Birkaç adım ilerleyip,caddenin diğer köşesinde kapıya bakarak genç kadının çıkmasını beklemeye başladım. Genç kadın,günlük giysileriyle kapıda belirdiğinde telaşla çevresine bakını- yordu. Birini aradığı, bulamama durumunda üzüleceğini belli eden korkuyla karışık bir ürkeklik içindeydi.Bulunduğum yerden elimi kaldırıp "Ben buradayım" der gibi ona doğru salladım.Sanırım kol hareketim dikkatini çekti. Beni görünce sevinçle gülümsedi. Duralayıp,çevresine bakındıktan sonra hızla yanıma geldi. Yüzündeki gülümsemeden,gözlerindeki parlaklıktan mutluluğunu okuyordum.

- Sizi göremeyince birden heyecanlandım.

- Kapının dibinde beklemek istemedim.Orada beraber görenler iş yerinizin hemen çıkışındaki buluşmayı tuhaf karşılayabilirdi.Hem sizin için de uygun olmazdı.

- Temkinli olmak iyidir. Beni düşünmenize sevindim. Teşekkür ederim...

- Nereye gidebiliriz?

- Yemek mi yoksa bir içki mi?

- Ben bir içkiyi düşünmüştüm.

- Güzel. Bildiğim bir bar var. Oraya gidelim mi?

- Olur. Uzak mı?

- Yürüyerek gidebiliriz.

Beraberce yürümeye başladık.Konuşurken birbirlerimizi daha çok tanımak için duralıyor, birbirlerimizin yüzüne bakıyorduk.Bir ara genç kadın:

- Geldik. Burası.

diyerek eliyle bir barı gösterdi.Eski tahta kapı,gecenin serinliğini misafir etmek istemediklerinden kapanmış olmalıydı.Küçük pencere camlarından loş bar ortamındaki karaltılar görülüyordu. Bu cumartesi gecesi barın boş olmadığı, hatta yer bulma sorunuyla karşılaşacak kadar kalabalık olduğu,daha dışarıdan belliydi.

Eski tahta kapıyı aralayıp, genç bayanın içeri girmesini bekledim.

Gülümseyip, teşekkür ederek önümden yürüdü. Ben de arkasından içeriye

girdim. İki adım önümden yürürken boş bir yer aramaya çalışıyordu. Onu

karşılayan garsona iki kişilik bir yer istediğimizi söyledi.Garson,barın en kuytu köşesinde duvara dayanmış küçücük bir masayı gösterdi.Belli ki elinde kenarda kıyıda duran bu küçücük bir masadan başka oturacak yer kalmamış. Genç kadın bana döndüğünde "Uygun mu?" dercesine bakıyordu.Beğenmeme olasılığımı düşünüyor olmalıydı.Ben her yerde, her koşulda yaşayabilecek bir insan olduğum için "Olur" anlamına gelecek biçimde başımı salladım.Genç kadın,gülümseyerek garsona teşekkür etti ve gösterdiği yöne doğru yürümeye başladı.Ben de arkasından ilerlerken, loş ortamda onu süzüyordum. Masaların arasından kıvrılarak ilerlerken kalçalarını oynatışı ve ince belini büküşü cinsellik taşımıyor gibi görünse de beni baştan çıkaracak her tür duyguyu aklıma getiriyordu. Bu tür düşünceleri taşıyor olmanın verdiği utangaçlıkla yüzümün kızardığını hissediyordum. Sonunda kalabalığın arasından sıyrılıp masanın önüne geldi ve oturmadan önce beni bekledi.Masaları devirmeyi bile göze alacak kadar çabuk davranarak,onun yanına ulaşmaya çalıştım.Onu bekletmemek için gösterdiğim çabaya bakıp gülümserken,elini ağzına götürdü.Benim gülünç durumuma bakıp güldüğünü benden saklamaya çalışıyordu.Geceyi berbat etmemeye özen göstermesine sevinmiştim.Yanına gelince sandalyesine oturması için ona yardım ettim.Saygılı bir teşekkürden sonra usulca sandalyeye ilişti.Ben de hemen karşısındaki sandalyeye oturdum.Masada küçük bir kül tablası,duvara yansıyan soluk ışığın kaynağı olan mavi cam kavanoz içinde kırpışarak yanan mumdan başka ilgi çekecek tek şey,karşımda oturan bayanın koyu yeşil gözleriydi.O ana değin gözlerinin yeşil olduğunu fark etmemiş olduğumu anladım.

Kendime kızmadım dersem yalan olur.Tüm bedeninin resmini yapacak kadar dikkatle izlediğim bu bayanın göz rengini öğrenmemiş olmama hem kızdım, hem de çok şaşırdım. Ben ki insanların gözlerine bakıp,yüreklerinden geçeni okumaya çalışırım. Şu işe bakın. Karşımda duran bayanın gözlerinin rengini bile görememişim. Çok tuhaf... Karşımda güneş gibi parıldayarak yanan (gecenin bu saatinde boyası dökülmüş soluk renkli bar duvarını aydınlatan güzelliğin ay ışığına benzetilmesi daha doğru olurdu herhalde) gözlere bakıp:

- Ne içersiniz?

diye sormak üzereyken,içimde bir kıpırdanma,kalıbına sığmayan bir coşku sezdim. Çoğunlukla aşık olduğumda algıladığım bu duyguyu daha adını bile öğrenmediğim masanın diğer köşesinde oturan bu genç bayana karşı duymuş olmama şaşırmıştım.Onu tutkun bir aşığın titreyen bedenindeki gibi artan bir coşkuyla izlerken öfkeleniyordum."Neden böyle oldum? Heyecanlanacak ne var?" diye söylendim. Belki de ilk kez gerçekten sevecen duygular beslediğim bu yabancıyla beraber olmam beni,coşkulu duygu selinin içine sürüklemişti. Yoksa, yaşamın her tür kargaşası içinde,her tür duyguyu tatmış olmam böyle titrememin bir nedeni olamazdı."Ben böyle olabilir miydim?Olmazdım herhalde". Benim yaşımda birinin,bu yaştan sonra,bu tür duyguların içine girmesini beklemezdim.Belki de ilk kez aşık oluyordum.Bu duyguyu başlatan bir neden olmalıydı.Beni bu yaştan sonra sevgi ve aşkın kucağına iten bir neden..Anımsadım...Evet!Benim belleğime yerleşen,yıllar boyu oraya çöreklenip kimselere görünmeyen,belki de saklanan,herkesten kaçan bu duygu "Edelweiss" ile kıpırdadı.Ben havaalanına inince hemen koşup ilk çiçekçide o çiçeğin resmini neden aramıştım?O eski duyguyu neden uyandırmıştım?Alplerde doğan bahar güneşine kucak açan,baharla gelen yeni bir yaşamı müjdeleyen çiçeği anımsamasaydım,adını öğrenip resmini görmeseydim o duyguyu hiç tatmayacaktım.Evet artık Alplerin güzel çiçeğinin anlamını çok iyi biliyorum: Edelweiss, soğuk iklimde baharı müjdeleyen çiçek, çevresindeki tüm insanlara mutluluk, dostluk ve sevgi aşılarmış.Onu gören,onu koklayan herkes sevginin güzelliğini ve yüceliğini öğrenirmiş...Duygularımdaki değişikliğin nedenini şimdi daha iyi anlıyordum. Ben "Edelweiss" adından etkilenmiştim.Onun sevgi yörüngesine girmiştim.Onun uydusu olmuştum...

Karşımdaki bayana boş gözlerle bakmış olmalıydım.Birden gülümsemesini sürdürmeye çalışırken bana seslendi:

- Ne oldu? Neden birden değiştiniz?

-Ben mi? demişim. Dudaklarımın oynadığını bile anımsamıyorum.Konuştuklarımı da duymadım. Belki de hiç konuşmadım.Yalnız düşünmüş olmalıyım.Yerimden kalktığımda gözlerim bir noktaya dikilmişti.Bardan dışarıya çıkmıştım.Genç bayanı orada,masa başında bırakmıştım.Yürürken dudaklarımdan şu sözcüklerin döküldüğünü duyuyordum:

- Edelweiss... Alpler' in büyülü çiçeği...

 
Her Hakkı Saklıdır.Dr Tuncay Filiz 2000