|
“Papaz Kuşağı”,
“Gece Yanığı”, “Cehennem
Ateşi”, “Cehennemin Gül
Kemeri”… Bu söylemler, acılar
adına evrensel kabul görüp de, hep
birlikte tek bir hastalığa gönderme
yapan feryatlardır. Hepsinde ağrı ve
acının “yakan karakteri”, cehennem
azabı ve günahlardan arınma ya da
günahlara bedel ödeme ile özdeş
olmuş. Yanan bilir yanmayı
dercesine!
İşte
böyle tanınan, bu can yakıcı
hastalığın etkeni bir virüstür. Hem
de yabancı değil, çoğumuzun yakından
tanıdığı bir virüs: Su çiçeği
Virüsü!
Bu
virüs, tıp edebiyatında Varicella
Zoster ya da Herpes Zoster
olarak bilinir.
Zona, su çiçeğidir
Su
çiçeği aslında bir çocukluk çağı
hastalığıdır. En sık kış ve ilkbahar
aylarında görülür. Oldukça bulaşıcı
bir enfeksiyon hastalığıdır. İleri
yaşlarda daha ağır seyreder.
Su
çiçeği geçiren herkes Zona olabilir.
Olmayabilir de…
Zona,
bir anlamda suçiçeği virüslerinin,
çevresel sinirlerimiz üzerinde
tekrar ortaya çıkmalarından başka
bir şey değildir.
Su
çiçeği iyileşse de hastalığa neden
olan bazı virüsler, vücudumuzu terk
etmemekte ısrar ederler. Sanki bir
yerlere saklanıp, pusuya yatmak
isterler gibi. Bu amaçlarına en
uygun ortam olarak da sinir
kılıflarımızı seçerler.
Gel
de sinir olma!
Sinir
kılıflarımızı uyku tulumu gibi
kullanırlar. Uyuyan virüsler, yeri
ve zamanı geldiğinde uyanırlar. Ama
öyle mahmur ve sevimli değil, son
derece hırçın ve şirretçe bir
uyanıştır bu.
Zona
hastalığının en önemli
karakteristiği şiddetli ağrı ile
başlamasıdır.
Bu, son
derece şiddetli ve yanıcı bir
ağrıdır. Ağrının şiddeti tek düze
değildir. Gün ya da günler içinde
dalgalı bir seyir izler. Kimi zaman
şiddetli, kimi zaman hafif şekilde.
Ancak bu kural değildir. Ağrı
eşikleri yüksek olan bazı kişilerde
hafif bir yanma ya da sadece kaşıntı
söz konusu olabilir.
Bazen
de yakınmalar karıncalanma ve iğne
batma duyguları şeklinde dile
getirilir. Döküntü ve ağrı duygusu,
yakalanan sinirin seyri boyunca
kuşak gibi yayıldığından olsa gerek,
kemer ya da kuşağa gönderme yapılır.
Yorgunluk tetikler
Virüslerin; Uyku tulumlarından
(sinir kılıfları) sıyrılıp da
varoluşlarını ortaya koydukları
zaman ise, vücut direncimizin
düştüğü anlardır.
Vücut
direncimizi düşüren başlıca
etkenler, aşırı gergin yaşam ve
yorgunluktur. Bu hallerimizi,
bedensel ve ruhsal sarsıntılar
olarak tanımlamak da mümkündür.
Özelikle yaşlılık sürecinde bu tür
sarsıntılar daha belirgin bir
şekilde izlenir.
Zona’nın son derece şiddetli ve
dramatik seyrettiği süreçlerde,
kanser ve HIV enfeksiyonu olasılığı
vardır. İşte bu nedenle ayrıntılı
muayene ve laboratuar analizleri ile
olası riskler üzerine yoğunlaşırız.
Ayrıca AIDS ve kanser tedavisinde
kullanılan ilaçlar ile ışın
tedavileri, Zona hastalığına neden
olabilir.
Başlangıçta ya da hastalığın seyri
esnasında hafif bir ateş olabilir.
Her
yanımız sinirler ile donatıldığına
göre, çevresel sinirlerin olduğu her
yerde Zona görülebilir. En sık
tutulan sinirler, kaburgalarımız
arasındaki sırt ve göğüs
sinirleridir. Yüz ve göz sinirleri
ayrı olarak ya da birlikte
tutulabilir. Yüz ve göze yakın
ağrılı döküntüler ortaya çıkar.
Döküntüler, sinir boyunca uzanan
küçük, kırmızı ve kaşıntılı
kabartılardır. Zaman içinde içleri
su toplamış kabarcıklar haline
dönüşürler. Bu kabarcıklar
birleşebilir, kendiliğinden
sönebilir ya da cerahat’e
dönüşebilirler. Kabarcıklar aşağı
yukarı 2-3 hafta içinde kaybolurlar.
Ağız-dil siniri tutulduğunda
dudaklarda ve dilde çok acı veren
döküntüler ortaya çıkabilir.
Zona
bulaşır mı?
Eğer su
çiçeği geçirmemiş ve Zonalı bir
hasta ile yakın temasta
bulunmuşsanız, su çiçeğine yakalanma
şansınız çok yüksektir. Yani zonanın
bulaşıcılığı, su çiçeği geçirmemiş
olanlara, zona olarak değil su
çiçeği olarak takdim edilir.
Hastalık, 2-3 hafta içinde iyileşse
de aylar ve yıllar boyunca
sürebilir. Uzun süren ve şiddetli
olgularda hastaya özel tedavi
uygularız. Erken başlayan olgularda
anti virüs ilaçlardan olumlu
sonuçlar almaktayız.
Nasıl korunuruz ?
En
etkili yöntem su çiçeği aşısı
ile aşılanmaktır. 1 yaşından sonra
herkese önermekteyiz. Aşı olmamış
erişkinlere de rahatlıkla
uygulanabilir. Aşı, 20 yıl süre ile
koruyucudur. |