Ana SayfaTuncay FilizSağlıkLinklerKatılımcılarımızArşivİletişim

 

Cehennemin Gül Kemeri ya da Zona

    Diğer Yazıları

       

“Papaz Kuşağı”, “Gece Yanığı”, “Cehennem Ateşi”, “Cehennemin Gül Kemeri”… Bu söylemler, acılar adına evrensel kabul görüp de, hep birlikte tek bir hastalığa gönderme yapan feryatlardır. Hepsinde ağrı ve acının “yakan karakteri”, cehennem azabı ve günahlardan arınma ya da günahlara bedel ödeme ile özdeş olmuş. Yanan bilir yanmayı dercesine!

İşte böyle tanınan, bu can yakıcı hastalığın etkeni bir virüstür. Hem de yabancı değil, çoğumuzun yakından tanıdığı bir virüs: Su çiçeği Virüsü!

Bu virüs, tıp edebiyatında Varicella Zoster ya da Herpes Zoster olarak bilinir.

         Zona, su çiçeğidir

Su çiçeği aslında bir çocukluk çağı hastalığıdır. En sık kış ve ilkbahar aylarında görülür. Oldukça bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığıdır. İleri yaşlarda daha ağır seyreder.

Su çiçeği geçiren herkes Zona olabilir. Olmayabilir de…

Zona, bir anlamda suçiçeği virüslerinin, çevresel sinirlerimiz üzerinde tekrar ortaya çıkmalarından başka bir şey değildir.

Su çiçeği iyileşse de hastalığa neden olan bazı virüsler, vücudumuzu terk etmemekte ısrar ederler. Sanki bir yerlere saklanıp, pusuya yatmak isterler gibi. Bu amaçlarına en uygun ortam olarak da sinir kılıflarımızı seçerler.

Gel de sinir olma!

Sinir kılıflarımızı uyku tulumu gibi kullanırlar. Uyuyan virüsler, yeri ve zamanı geldiğinde uyanırlar. Ama öyle mahmur ve sevimli değil, son derece hırçın ve şirretçe bir uyanıştır bu.

Zona hastalığının en önemli karakteristiği şiddetli ağrı ile başlamasıdır.

Bu, son derece şiddetli ve yanıcı bir ağrıdır. Ağrının şiddeti tek düze değildir. Gün ya da günler içinde dalgalı bir seyir izler. Kimi zaman şiddetli, kimi zaman hafif şekilde. Ancak bu kural değildir.  Ağrı eşikleri yüksek olan bazı kişilerde hafif bir yanma ya da sadece kaşıntı söz konusu olabilir.

Bazen de yakınmalar karıncalanma ve iğne batma duyguları şeklinde dile getirilir. Döküntü ve ağrı duygusu, yakalanan sinirin seyri boyunca kuşak gibi yayıldığından olsa gerek, kemer ya da kuşağa gönderme yapılır.

         Yorgunluk tetikler

Virüslerin; Uyku tulumlarından (sinir kılıfları) sıyrılıp da varoluşlarını ortaya koydukları zaman ise, vücut direncimizin düştüğü anlardır.

Vücut direncimizi düşüren başlıca etkenler, aşırı gergin yaşam ve yorgunluktur. Bu hallerimizi, bedensel ve ruhsal sarsıntılar olarak tanımlamak da mümkündür. Özelikle yaşlılık sürecinde bu tür sarsıntılar daha belirgin bir şekilde izlenir.

Zona’nın son derece şiddetli ve dramatik seyrettiği süreçlerde, kanser ve HIV enfeksiyonu olasılığı vardır. İşte bu nedenle ayrıntılı muayene ve laboratuar analizleri ile olası riskler üzerine yoğunlaşırız. Ayrıca AIDS ve kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar ile ışın tedavileri, Zona hastalığına neden olabilir.

Başlangıçta ya da hastalığın seyri esnasında hafif bir ateş olabilir.

Her yanımız sinirler ile donatıldığına göre, çevresel sinirlerin olduğu her yerde Zona görülebilir. En sık tutulan sinirler, kaburgalarımız arasındaki sırt ve göğüs sinirleridir. Yüz ve göz sinirleri ayrı olarak ya da birlikte tutulabilir.  Yüz ve göze yakın ağrılı döküntüler ortaya çıkar.

 Döküntüler, sinir boyunca uzanan küçük, kırmızı ve kaşıntılı kabartılardır. Zaman içinde içleri su toplamış kabarcıklar haline dönüşürler. Bu kabarcıklar birleşebilir, kendiliğinden sönebilir ya da cerahat’e dönüşebilirler. Kabarcıklar aşağı yukarı 2-3 hafta içinde kaybolurlar.

Ağız-dil siniri tutulduğunda dudaklarda ve dilde çok acı veren döküntüler ortaya çıkabilir.

Zona bulaşır mı?

Eğer su çiçeği geçirmemiş ve Zonalı bir hasta ile yakın temasta bulunmuşsanız, su çiçeğine yakalanma şansınız çok yüksektir. Yani zonanın bulaşıcılığı, su çiçeği geçirmemiş olanlara, zona olarak değil su çiçeği olarak takdim edilir.

Hastalık, 2-3 hafta içinde iyileşse de aylar ve yıllar boyunca sürebilir. Uzun süren ve şiddetli olgularda hastaya özel tedavi uygularız.  Erken başlayan olgularda anti virüs ilaçlardan olumlu sonuçlar almaktayız.

Nasıl korunuruz ?

En etkili yöntem su çiçeği aşısı ile aşılanmaktır. 1 yaşından sonra herkese önermekteyiz. Aşı olmamış erişkinlere de rahatlıkla uygulanabilir. Aşı, 20 yıl süre ile koruyucudur.

 
Her Hakkı Saklıdır.Dr Tuncay Filiz 2000