Çeşitliliğin Gücü(Dr. Levent Bilgin)

 

            

  İslam dünyasına en büyük düşünsel katkı olan Tasavvufun yaratıldığı bu topraklarda, cihattan başkasını düşünemeyen kısır ruhların anlayamadığı bir öz vardır.Temsilcisi ve üreticilerinden olan Yunus Emre'nin özlü bir sözü;"Yaratılanı sev,yaratandan ötürü". Aşağıdaki mailde canlı türlerinin insanlık için önemine yeni bir katkı göreceksiniz.Ne yararı olabilir ya da yok olmasında ne gibi bir zarar olabilir diye düşünebileceğiniz bir canlı turunun fizyolojisi,insanlık için çok büyük açılımlar sağlayabildiği gibi,bazı hallerde sağlık sorunlarının çözümünü de sağlayabiliyor.

  Bilim için kural şu; doğada var olan türlerin hiçbirisi sebepsiz değildir ve her birinin ekosistemdeki büyük döngüde bir işlevi vardır. Bu büyük döngü içerdiği çeşitlilikle daha dayanıklı hale gelir. Bu yüzden milyonlarca yıllık evrimin urunu olan canlı türlerinin hiç biri eko sistemdeki işlevleri düşünüldüğünde "zararlı" olarak tanımlanamaz. Çeşitliliğin bu gücünü her olaya uygulayabiliriz. Ekonomilerde de tek bir kaleme dayalı devletler, değişen koşullara uyum sağlayamazlar. Tarımda tek bir türe dayalı üretim, ekonomik refah üretmez. Çeşitlilik içermeyen ekosistemlerde yasayan toplumlar, kültürel, sanatsal ve bilimsel anlamda yeterli gelişim gösteremezler. Çöl ekosistemlerindeki devletlerin, dünya bilim ve sanat üretimine olan katkılarını düşünmek bile yeterlidir bunu anlamak için. Anadolu topraklarının tarih boyunca pek çok din ve kültürü içeren zengin toplumsal yapısı olmasaydı, acaba Tasavvuf gibi çeşitlilik, sevgi ve saygı temelinde yükselen bir düşünce akimi gelişebilir miydi? Çeşitliliğin gücünü siyasette de görmek mümkündür.Farklı düşünce akımlarının saygı ve serbesti ortamında gelişebilmesi doğru siyasi çözümlerin benimsenmesine olanak sağlar ve toplumsal hata riskini azaltır.

  Demokratik çeşitlilikten düşünsel nasibini almamış siyasi liderlerin,gerektiğinde facialar yaratabilecek (Irak-İran savasında bir koyup üç alacağını zannedenler gibi) ekonomi politikalarını uygulamak için farklı görüşlere uyguladıkları yasakların bugün bedelini ödediğimiz acı sonuçlarına bakmamız, demokratik yasam tarzının ya da Diger tanımla yaşatılan siyasi çeşitliliğin ne denli gerekli olduğunu bence gösteriyor. Bu tur örnekleri çoğaltmak mümkündür.

  Çeşitlilik; hayatin (biyolojide de evrimin) gelecekte ortaya çıkarabileceği sorunları göğüsleyebilmenin en önemli aracıdır ve ancak çeşitlilik içeren sistemler (ekonomik, siyasi, kültürel, vb) sağlıklı ve uzun sureli olabilirler. Bilimsel anlatımıyla ekonomi, ev kuralları anlamına gelirken, ekoloji; evin içindeki olaylar inceleyen bilim dalıdır ve her iki bilim dalının ayni sözcük kökünden türemiş olması bir rastlantı değildir. Bu anlamda dünya üzerindeki tüm ekonomik etkinliklerin doğa temeli üzerinde yükseldiğini düşünecek olursak,doğada oluşacak bozulma,ekonomilerin de bozulmasını getirecektir.Örneğin dünyamızda basta gelen sorunlardan biri olan çölleşmenin önüne, tarım topraklarındaki tuzu yok eden bir bakteri turunu köklerinde barındıran ama bugüne değin ekonomik bir değeri olmadığı sanılan, başka hiç bir alanda kullanılmayan bir bitkideki bu genetik özelliğin buğday, pamuk vb bitkilere aktarılabilmesi ile ancak gecilebilecegi öngörülüyor.Zira sulu tarım,mutlaka tarım topraklarında tuzlanma yaratarak,çölleşmeyi kaçınılmazlaştırıyor.Erozyonun ve çölleşmenin dünyamızı tehdit eden boyutlarını görenlerimiz, Afrika'da yetişen ve yenilip içilmeyen bu bitkinin nasıl bir işlev taşıdığını anlayacaklardır. Daha soyut bir örneklendirmeyle; yok olan bir canlı turu,ayni zamanda kaybolan bir ekonomik olanaktır da...

  Evrim milyonlarca yıldan bu yana sürekli olarak yeni canlı türleri yaratan bir güce sahiptir.Uğradığı pek cok zarara rağmen,dünyamızda bugün icin var olan çeşitlilik, insanlığa büyük açılımlar sunuyor.Hastalıklara çare,yoksulluga çözümler getiriyor.Oysa aşağıdaki örnekte göreceğiniz, "Rheobatrachus silis" adi verilen kurbağa turunun nesli tükenmiş olsaydı,ülser tedavisi icin doğada başka kaynaklar aranacaktı,tabii bulunabilirse ve kaldıysa!.. Kendi ellerimizle tersine çevirdiğimiz evrimsel süreç nedeniyle yok olan canlı türleri, gerçekte yok olan ortak geleceğimizdir.

  İnsanlığa,ekonomilere,bilim dünyasına katkılarının ne olduğu anlaşılamadan nesilleri tükenen canlı türlerinin önemi buradadır. Bir başka güzel özlü sözde sanırım bu sözün kime ait olduğunu biliyorsunuzdur bunu şöyle anlatmış;"Ağaç, çiçek ve yeşil sevgisi,medeniyet demektir". Sağlıklı ekonomiler,sağlıklı doğal sistemler üzerinde gelişebilir çünkü...

  Özet olarak çeşitliliğin önemine gelince, doğada hicbirsey nedensiz değildir ve; "ÇEŞİTLİLİKTE KERAMET VARDIR". Bir dişi hayvanin yavrularını yuttuğunu duysanız, herhalde onun ne kadar vahşi olduğunu düşünürsünüz. Halbuki Avustralya 'da yasayan bir tur kurbağa, yavrularını vahşiliğinden değil,merhametinden yutmaktadır. "Rheobatrachus silis" adi verilen kurbağanın yumurtadan çıkmak üzere olan yavrularını yutma sebebi,onların emniyetli bir şekilde gelişmesini sağlamaktadır. Acaba anne kurbağanın midesine inen yavrular,mide tarafından hazmedilmeyecek mi?Elbette hayır.Yeni doğan aciz yavrulara anında süt yetiştirerek merhametini gösteren Zat, mideye inen yavruların hazmedilmemesi için de,kurbağanın midesindeki sindirim faaliyetini durdurur.Dişi kurbağanın daha önce midesine doldurduğu gıda maddeleri bağırsağa iletilir ve midenin sekli ile yapısı tamamen değişerek, yavrular için sıcak ve emniyetli bir beşik suretine girer. Oburluğu ile tanınan bu kurbağanın iştahı, tamamen kesilecek ve kuluçka devresi tamamlanıncaya kadar hayvan tam 2 ay aç kalacaktır. Kuluçkanın ileri safhasında mide büyüyerek akciğere dayanır. Ve onun faaliyetinin durmasına sebep olur. Ancak akciğerleri devreden çıkan kurbağa,derisi vasıtasıyla nefes almaya baslar.Yumurtadan çıkan kurbağalar daha sonra yemek borusundan tırmanır ve anne kurbağanın ağzından aşağı atlayarak, gün ışığına çıkarlar. Mide yavruların tamamen çıkmasından 8 gün sonra normal haline gelir ve vazifesini yerine getiren kurbağa, yiyip içmeye baslar. Avustralya'nın Adalede Üniversitesi'nden Zoolog Michael J. Tyler ile yardımcısı Dav id Carter tarafından ortaya çıkarılan bu esrarengiz hadise, fizyoloji olarak bilinen bilim dalını alt üst etmiştir. Bilim adamları ülserin tedavisinde yeni bir ümit olarak gördükleri bu olağanüstü olayın nasıl gerçekleştiğini ve midedeki faaliyetin nasıl durdurulduğunu aramakla meşguller...

 

Işık ve sevgiyle...

 

Dr. Levent Bilgin

 
Her Hakkı Saklıdır.Dr Tuncay Filiz 2000