|
İslam
dünyasına en büyük düşünsel katkı olan Tasavvufun
yaratıldığı bu topraklarda,
cihattan başkasını düşünemeyen kısır ruhların
anlayamadığı bir öz vardır.Temsilcisi ve üreticilerinden
olan Yunus Emre'nin özlü bir sözü;"Yaratılanı
sev,yaratandan ötürü". Aşağıdaki mailde
canlı türlerinin
insanlık için önemine yeni bir katkı
göreceksiniz.Ne yararı olabilir ya da yok olmasında
ne gibi bir zarar olabilir diye düşünebileceğiniz
bir canlı
turunun
fizyolojisi,insanlık için çok büyük açılımlar
sağlayabildiği gibi,bazı hallerde sağlık sorunlarının
çözümünü de sağlayabiliyor.
Bilim
için kural şu; doğada var olan türlerin hiçbirisi
sebepsiz değildir ve her
birinin ekosistemdeki büyük döngüde bir işlevi
vardır. Bu büyük döngü içerdiği çeşitlilikle daha
dayanıklı hale gelir. Bu yüzden milyonlarca yıllık evrimin urunu olan canlı
türlerinin hiç biri eko sistemdeki işlevleri
düşünüldüğünde "zararlı" olarak
tanımlanamaz. Çeşitliliğin
bu gücünü her olaya uygulayabiliriz. Ekonomilerde
de tek bir kaleme dayalı devletler, değişen
koşullara uyum
sağlayamazlar. Tarımda tek bir türe dayalı üretim,
ekonomik refah üretmez. Çeşitlilik içermeyen ekosistemlerde
yasayan toplumlar, kültürel, sanatsal ve bilimsel
anlamda yeterli
gelişim gösteremezler. Çöl ekosistemlerindeki
devletlerin,
dünya bilim
ve sanat üretimine olan katkılarını düşünmek bile
yeterlidir bunu anlamak
için. Anadolu topraklarının tarih boyunca pek çok
din ve kültürü içeren
zengin toplumsal yapısı olmasaydı, acaba Tasavvuf
gibi çeşitlilik, sevgi
ve saygı temelinde yükselen bir düşünce akimi
gelişebilir miydi? Çeşitliliğin
gücünü siyasette de görmek mümkündür.Farklı
düşünce akımlarının saygı ve serbesti ortamında
gelişebilmesi doğru siyasi çözümlerin
benimsenmesine olanak sağlar ve toplumsal hata
riskini azaltır.
Demokratik
çeşitlilikten düşünsel nasibini almamış siyasi
liderlerin,gerektiğinde facialar yaratabilecek (Irak-İran
savasında bir koyup üç alacağını zannedenler gibi)
ekonomi politikalarını uygulamak için farklı
görüşlere uyguladıkları yasakların bugün bedelini
ödediğimiz acı sonuçlarına
bakmamız, demokratik yasam tarzının ya da Diger
tanımla
yaşatılan siyasi çeşitliliğin ne denli gerekli
olduğunu bence gösteriyor. Bu tur örnekleri çoğaltmak
mümkündür.
Çeşitlilik;
hayatin (biyolojide de evrimin) gelecekte ortaya
çıkarabileceği sorunları göğüsleyebilmenin en
önemli aracıdır ve ancak çeşitlilik içeren
sistemler (ekonomik, siyasi, kültürel, vb)
sağlıklı ve
uzun
sureli olabilirler. Bilimsel anlatımıyla ekonomi,
ev kuralları anlamına gelirken, ekoloji; evin
içindeki olaylar inceleyen bilim dalıdır ve her
iki bilim dalının ayni sözcük kökünden türemiş
olması bir rastlantı değildir. Bu anlamda dünya
üzerindeki tüm ekonomik etkinliklerin doğa
temeli üzerinde yükseldiğini düşünecek olursak,doğada
oluşacak bozulma,ekonomilerin de bozulmasını
getirecektir.Örneğin dünyamızda basta gelen
sorunlardan biri olan çölleşmenin önüne, tarım
topraklarındaki tuzu yok eden
bir
bakteri turunu köklerinde barındıran ama bugüne
değin ekonomik bir değeri olmadığı sanılan, başka
hiç bir alanda kullanılmayan bir bitkideki bu
genetik özelliğin buğday, pamuk vb bitkilere
aktarılabilmesi ile ancak gecilebilecegi
öngörülüyor.Zira sulu tarım,mutlaka tarım
topraklarında tuzlanma yaratarak,çölleşmeyi
kaçınılmazlaştırıyor.Erozyonun ve çölleşmenin
dünyamızı tehdit eden boyutlarını görenlerimiz,
Afrika'da yetişen ve yenilip içilmeyen bu bitkinin
nasıl bir işlev taşıdığını anlayacaklardır. Daha
soyut bir örneklendirmeyle; yok olan bir canlı
turu,ayni zamanda kaybolan bir ekonomik olanaktır
da...
Evrim
milyonlarca yıldan bu yana sürekli olarak yeni
canlı türleri yaratan bir güce sahiptir.Uğradığı
pek cok zarara rağmen,dünyamızda bugün icin var
olan çeşitlilik, insanlığa büyük açılımlar
sunuyor.Hastalıklara çare,yoksulluga çözümler
getiriyor.Oysa aşağıdaki örnekte göreceğiniz,
"Rheobatrachus
silis" adi verilen kurbağa turunun
nesli tükenmiş olsaydı,ülser tedavisi icin doğada
başka kaynaklar aranacaktı,tabii bulunabilirse ve
kaldıysa!.. Kendi ellerimizle tersine çevirdiğimiz
evrimsel süreç nedeniyle yok olan canlı türleri,
gerçekte yok olan ortak geleceğimizdir.
İnsanlığa,ekonomilere,bilim
dünyasına katkılarının ne olduğu anlaşılamadan
nesilleri
tükenen canlı türlerinin önemi buradadır. Bir
başka güzel özlü sözde sanırım bu sözün kime ait
olduğunu
biliyorsunuzdur bunu şöyle anlatmış;"Ağaç,
çiçek ve yeşil sevgisi,medeniyet demektir".
Sağlıklı ekonomiler,sağlıklı doğal sistemler
üzerinde gelişebilir çünkü...
Özet
olarak çeşitliliğin önemine gelince, doğada
hicbirsey nedensiz değildir ve;
"ÇEŞİTLİLİKTE KERAMET VARDIR". Bir
dişi hayvanin yavrularını yuttuğunu duysanız,
herhalde onun ne kadar vahşi olduğunu düşünürsünüz. Halbuki Avustralya 'da
yasayan bir tur kurbağa,
yavrularını vahşiliğinden değil,merhametinden
yutmaktadır. "Rheobatrachus silis" adi verilen
kurbağanın yumurtadan
çıkmak üzere olan yavrularını yutma sebebi,onların
emniyetli bir şekilde gelişmesini sağlamaktadır. Acaba
anne kurbağanın midesine inen yavrular,mide
tarafından
hazmedilmeyecek mi?Elbette hayır.Yeni doğan aciz yavrulara
anında süt yetiştirerek merhametini gösteren
Zat, mideye inen yavruların hazmedilmemesi için
de,kurbağanın midesindeki sindirim faaliyetini
durdurur.Dişi kurbağanın daha önce midesine
doldurduğu gıda maddeleri bağırsağa iletilir ve
midenin sekli ile yapısı tamamen değişerek,
yavrular için sıcak ve
emniyetli
bir beşik suretine girer. Oburluğu ile tanınan bu
kurbağanın iştahı, tamamen kesilecek ve kuluçka
devresi tamamlanıncaya kadar hayvan tam 2 ay aç
kalacaktır. Kuluçkanın ileri safhasında mide
büyüyerek akciğere dayanır. Ve onun faaliyetinin
durmasına sebep olur. Ancak akciğerleri devreden
çıkan kurbağa,derisi vasıtasıyla nefes almaya
baslar.Yumurtadan çıkan kurbağalar daha sonra
yemek borusundan tırmanır ve anne kurbağanın
ağzından aşağı atlayarak, gün ışığına çıkarlar. Mide
yavruların tamamen
çıkmasından
8 gün sonra normal haline gelir ve vazifesini
yerine getiren kurbağa,
yiyip içmeye baslar. Avustralya'nın Adalede
Üniversitesi'nden Zoolog
Michael J. Tyler ile yardımcısı Dav id Carter
tarafından ortaya çıkarılan
bu esrarengiz hadise, fizyoloji olarak bilinen
bilim dalını alt üst etmiştir. Bilim adamları
ülserin tedavisinde yeni bir ümit olarak
gördükleri bu olağanüstü olayın nasıl
gerçekleştiğini ve midedeki faaliyetin nasıl
durdurulduğunu aramakla meşguller...
Işık
ve sevgiyle...
Dr.
Levent Bilgin
|