|
Oksitlenip geçmişe
yapışmaya çalıştığımı fark ettim , dun evimin balkon
demirine yaşlanıp giden günün akşamüstü kızıllıklarını
izlemeye çalışırken... Ahlaksız
arkadaşlıklar pesinde koşarken güzel kızların
kalçalarına bakıp jakobence devrim yapma yöntemleri
geliştirmeye çalıştığım , anlamsız duyarlılıkların
arkasına gizlenerek her doğan güneşe daha bir gayretle
asıldığım ve yatağa pantolonumu , çoraplarımı
çıkartmadan girdiğim , karanlığı pıhtılaştırmaya ,
anlamsızlığın apış arasına tekme atmaya çalıştığım
zamanlarımı anımsayarak , beynimden sızan gözyaşı
kürelerimin içine saklanasım geldiğinde bile daha
otuzumu yeni bitirmiştim halbuki...
Tüylerimiz dökülmeye
yüz tutmuşken kim bilir daha kaç kapıdan geçeceğiz...?
Yaşlı kadınların
kucağında oturan kediler gibi çöreklenmişken yaşamın
tıraşsız atmosferine , uzun mavi tümcelerin noktalama
işaretlerine takılıp kalmadan ve henüz bahisler
kapanmadan ipi göğüsleyebilecek miyiz acaba çatlamadan?
Ellenmemiş ve tadına
bakılmamış , kemiksiz , kıvrak ve maça valesi
mimikleriyle gecen zamanı geriye alabilmek mi amacım ?
Ortaya koyulan bir
sahne gösterisinde ufak bir dilim mi idi bağıra insan
kokan kaldırımlara mi idi acaba tüm özlemimiz ?
Yoksa , henüz kara
görünmeden her aninin hemen eskidiği akıp giden
yaşamın karşısında durup, bol kopuklu bir iltihap
akşamında tedavülden kalkmış ama saygılı bir şekilde
mastürbasyon yaparak uyanmaya çalışan metaforik
bir başkalaşım mıydı ayrımsadığım dun aksam ?
Işık ve sevgiyle...
|