|
1990
yılı, Birleşmiş Milletler tarafından “Hümanizm,Yunus
Emre ve Sevgi Yılı “ olarak ilan edilmiş ve kutlanmıştı...Bendeniz
de o zamanlar,Uluslararası Lions Kulüpleri Birliği'nin 118R
genel yönetmenliğini deruhte ediyordum...Bazı Fransız
dostlarımız,Fransa’da Paris ve birkaç şehirde,Yunus Emre
ve Anadolu’ nun diğer gönül erlerinin,hümanistik vasıfları
üzerine konferanslar vermemi istemişlerdi...O
tarihlerde,programımızın yüklü olması nedeniyle bu
arzularını yerine getirememiştim..Fakat
ortada,Türkiye'mizi,Yunus Emre'yi,Mevlana' yı ve diğer
gönül erenlerini tanıtıcı büyük bir fırsatı kaçırmanın
ezikliği ve üzüntüsü de vardı..
1992-1993
çalışma dönemi geldiğinde,1990 yılında teklifi yapan
Fransız dostumuzun,Avukat Joel
Gregogna Kardeşimin,Paris Bercy Port Aux Lions Kulübü Başkanlığına
seçilmesi ve mensubu bulunduğum Kordon Lions Kulübü ile,kulübünün İkizleşme arzusu üzerine, Türkiyemizi tanıtma fırsatını
yeniden yakalamanın sevincini yeniden yaşamağa başlamıştık...
Dönem
genel yönetmenine konuyu açmış ve ikizleşme iznini almıştım..
Ardından da bu fırsattan
istifade ederek,başta Lions mensuplarının yanısıra Paris
Ticaret Odası mensuplarına;Paris Barosu avukatlarına v.s
hitap etme ve
Yunus’ un,dolayısıyla Türk’ün,hümanistik görüşünü
açıklama fırsatını bulacağımızı da bildirmiştim....
İkizleşme
programı ve Yunus Emre Konferanslarım Fransa'da büyük yankı
yaptı..Başta T.C Büyükelçiliğimiz ve Paris Başkonsolosumuz,
dostum Varol Özkoçak olmak üzere, Türk Kolonisi ve Fransızlar
büyük ilgi gösterdiler.
Verdiğim
konferanslar sırasında,konuşmalarımıza katkıda bulunmak
ya da soru sormak üzere söz alan bazı dinleyiciler,hümanizm
deyince akla Yunus’un v.s
Anadolu erlerinin değil, fakat; hümanizmin kurucusu
olarak lanse edilen ve tanınan Dante ile Thomas More’un
gelmesi gerektiğini ısrarla vurgulamışlardı... Bu
vurgulamayı Avrupalıların, Avrupalı yazarlara karşı bir
savunması şeklinde algılamıştım... Yine de yurda dönünce
ve fırsat buldukça Dante ve Thomas More’u elimden geldiğince
araştırdım ve yazar olarak son derece değerli yapıtları
olan bu iki insanı, özellikle Yunus Emre ile “ hümanistik
“ açıdan kıyaslamağa çalıştım; ortaya bu inceleme
çıktı... Dilerseniz sohbetimizi bu konu üzerinde devam
ettirmek istiyorum:Hümanizm,aslında
Latin kökenli bir kelime...
Türkçesi:insancıl,insanseverlik,veya insaniyetçilik
gibi terimlerle karşılanmakta...Hümanizm sözlük anlamı
ile;merkezini insanın oluşturduğu bir dünya görüşünü,bir
düşünce akımını ifade ediyor...
Hümanizm,Latinceye
tam anlamı ile M.Ö 80 yılında Cicero tarafından yerleştirilmiş...
Cicero
kelimeyi,insanın nasıl ve ne tür bir eğitimden geçerek,topluma
kazandırılması gerektiğini içeren düşünceleri doğrultusunda,bir
sıfat olarak kullanmış. ( 1 )
(
1 ) : Boğos Zekiyan, Hümanizm, İstanbul 1982,s.17
Cicero
tarafından açıklanan insanlık
ülküsündeki bilgi,kültür,ahlak ve ruh eğitimi,ruh
asaleti,cömertlik,kadirşinaslık,arkadaş
ruhlu olmak, iyilik ve adalet duygusu
ile,kısaca tüm erdemlerle donatılmış ölçülü
bir kişiliğe sahip olmak gibi unsurların tamamı,hümanitas
sıfatı ile pekiştirilmeğe çalışılıyor...Tekraren
arzettiğimiz gibi o dönemlerde
hümanizm kelimesi henüz bir terim değil, fakat sadece bir sıfat...
Hümanizm,terim
olarak oldukça yeni bir tarihe sahip...Eldeki
verilere göre (2) hümanizm,terim
anlamıyla ilk olarak Alman pedagogu Friedrich Immanuel Niethammer (1766-1848) tarafından kullanılmış.Terimin en bariz
özelliği de,insanı sadece ruhtan ibaret sayan skolastik
ortaçağ zihniyetine karşı çıkarak,ruh ve beden bütünlüğünü
savunması ve Antik Yunan ve Latin kültürlerinden hareketle insanı,kendi dünya gerçeği ile barıştıran bir düşünce
sistemini içermesinden kaynaklanıyor....
(
2 ): Boğoz Zekiyan, Hümanizm, İstanbul 1982, s.29
Bugün
daha da genişleyen anlamıyla hümanizm;
insanı din, dil, ırk farkı gözetmeden,hiçbir sosyal statükulüp ve lonca ayırımı yapmadan sevmek ve bu espri içinde ona yönelmektir...Ne
var ki hümanizm zaman zaman, insanlık hizmetine yönelmenin
gururunu, hatta onurunu taşıdıklarını iddia eden bazı
kafalar tarafından, az önce sunduklarımızın aksine, katı
bir taasubun örtülmesi, kamufle edilmesi şeklinde de kullanılmıştır:
Örneğin
hümanist edebiyatın belli başlı isimlerinden sayılan İtalyan
yazarı Dante ile
İngiliz yazar Thomas
More, hümanist olduklarını yani, insanı din, dil, ırk farkı gözetmeden
sevdiklerini iddia
ederek dünya edebiyatında
prim yapmışlardır...Oysa bu iki yazarın en bariz ve müşterek
özellikleri,fanatik birer Hıristiyan oluşları...Bu
fanatiklik Müslümanlığa ve Yahudiliğe karşı olduğu
kadar, aynı dinden, fakat ayrı mezhepten olan Hıristiyanları
da kapsayan bir öfke ve nefret halinde..Batılılarca belki
de üstünlük komplekslerini ve egolarını tatmin için,hümanizmin
kurucusu olarak ileri sürülen Dante Alighieri,İlahi Komedya
(Divinna Comedia
),adlı eserinin ilk bölümünü hristiyan azizlerine ayırıyor
ve onları oraya,yani Cennete yerleştirdikten sonra; kendi değerlendirmelerine göre günahkarları,bozguncu ve
ayırımcıları,yalancıları ve saldırganları,korkak ve
hainleri de,Cehennem ortamı olan üçüncü ciltte
topluyor...
İlahi
Komedya’da Cehennem Kudüs Şehrinin tam altında ve dünyanın
merkezine kadar ulaşıyor..Bu merkezden uzatılacak bir hat
bizi Araf’a götürür. Araf,
Cehennem çukuruna nazire olan bir dağ.Dağın tepesinde “Yeryüzü
Cenneti“ bulunmakta ve tam ortasında “İyilik
ve Kötülük Ağacı
“ yer alıyor....Yani Kudüs’ten Arz’ı katetmek
suretiyle çizilecek hat,Cehennemden,Şeytanın ortasından
geçiyor ve Araf’ın üstündeki
“İyilik ve Kötülük Ağacı“na varıyor.Araf dağının
üstünde ise asıl Cennet bulunuyor.Dolayısıyla Kudüs,Cehennem,
Şeytan,Araf,İyilik ve Kötülük Ağacı ve Allah aynı hat
ve mihver üzerinde bulunmaktadırlar.
Bu
semboller arasında özellikle Teslisi ifade eden ve Bektaşi
anlayışında da kullanılan 3 sayısı ile, bunun karesi
olan 9 ve mükemmelin ifadesi olan 10 her yerde görülür...
Uhrevi
alem Cehennem, Araf ve Cennet olmak üzere 3’e ayrılmış...
İlahi
Komedya’da Dante’nin Cehennem’i de
üç kısımdan oluşuyor:
Giriş,
Yukarı Cehennem ve Aşağı Cehennem..
Bu
bölünme, Dante’nin günahları, üç kısma bölmesinin
bir sonucu...
Dante’nin
Cehennem’indeki bütün ruhlar çıplak.Çünkü buradaki
ruhlar,ateş yağmuru altında işkence çekmektedirler ve çıplak
oluşlarıyla da acıları bir kat daha artmaktadır... Başka
bir deyimle Dante’nin Cehennem’i, kutsal kitapların
Cehennem’inden çok daha korkunç boyutlarda...
Dante’nin
Cehennem’inde, ateş yağmuru altında, kiliseye ters düşen
Rahip Dolcino’dan, İslamın
Peygamberi Hz.Muhammed’e; damadı Hz. Ali’ye
kadar,pek çok günahkar (!) var..Rahip
Dolcino’nun günahı,kiliseye ters düşmesi;Muhammed ile
Ali’ninki ise hristiyan olmamak...Bu yüzden Dante onları
Cehennem’in en azgın tabakasında göstermekten çekinmiyor.
(
4 )
(
4 ) a-Dante ,İlahi Komedya ııı. Cehennem s.292,293
ve
b- Prof.Sahir Erman Dante ve İlahi Komedya’nın
Ezoterik Yorumu s. 26.
Metinde
Hz.Muhammed ve Hz.Ali için cehennemde seçilen yer,kullanılan sıfatlar ve
reva görülen işkence;hiç de hümanizm kelimesinin esprisine
uygun düşmüyor..
( 5 )
Böyle
bir yazarın Avrupa’da hümanist,hem de hümanizmin kurucusu
olarak tanınması ve dünya kamuoyuna da öylece lanse
edilmesi,Avrupa’daki “insan
gerçeği”nin
ne denli sübjektif bir tarzda değerlendirildiğini gösteriyor...
(
5 ): Dante, İlahi Komedya, ııı Cehennem..Çeviri
Dr.Feridun Timur, İst ‘89 s.182.
Bu
eserde Dante’de, hoşgörüden, yalın olarak insana saygıdan
uzak bir görüş buluyoruz...Aslında ırk,din,dil farkını
aşamayan Dante’nin,hümanizmin kurucusu olarak dünyaya
tanıtılması, “modern” vasıflı bir Avrupa’nın, hala
skolastik fanatizmden kurtulamadığını akla getirmiyor
mu?...Dikkat buyurursanız mesele,tek yanlı ve sübjektif
bir zihniyetle değerlendirilmekte...
Aynı
zihniyetin,Thomas More’un “hümanist“ veya hümanizmin
kurucularından olarak lanse edilmesinde de etkin bir rol
oynadığını görmekteyiz.
Ütopya
(6)adlı eserinde insanlara hayali bir dünyanın fantezi rüyasını
kuran; din,dil,ırk farkı gözetmeden insanları mutlu bir dünyada
yaşatan Thomas More,gerçek hayatta,Sydney Lee’nin de
belirttiği gibi (7):“ bir katolik olarak kendine tanıdığı
vicdan özgürlüğünü, protestanlara da tanımaya hiçbir
zaman yanaşmaz...Ayrıca katolik kilisesinden sapanlara
eziyet eder,onları kırbaçlatır; hatta yanarak ölmek cezasına
çarptırır. “
(
6 ) : Prof. Mina Urgan, Edebiyatta Ütopya Kavramı ve Thomas
More,İst ‘84 s.116.
(
7 ) : Sydney Lee, Great Englishmen of the Sixteenth Century,
London 1907.s.24
Yazar
üzerine araştırmalar yapan Prof. Mina Urgan
“Thomas More’un kendi kişisel yaşantısında,Tanrı’ya
inançları ne denli candan olursa olsun,katolikliğe başkaldıranları
kafir saydığı,onlarla ömrü boyunca uğraştığı doğrudur“der...(8)
(
8 ) Prof Mina Urgan a.g.e.s.102
Burada
da yine hoşgörü ve sevecenlikten uzak,fanatik bir insanla
karşı karşıya bulunmaktayız.Ve bu insan,dolaylı yorumlarlaki adeta kırk dereden su getirilerek hümanizmin
kurucusu, insanlığın banisi sayılmaktadır... Avrupalının
üstünlük kompleksi,bu sefer başka bir kılıkla karşımıza
çıkmaktadır....
Gelecek
yazımızda bu kez,Yunus Emre'nin bu konudaki görüşlerini
dile getirmeğe çalışacağız...
Sağlıcakla
kalın..
Ali
Rıza Saysen
Devamı
2.Bölüm
|