|
sevgili
Okurlar,
Geçen
sunumuzda,Dante ve Thomas More'un hümanistik düşüncelerinden
bahsetmiştik..
Bu
kez,sohbetimizin bu safhasında Anadolu erenlerinden Türkmen
Kocası Yunus Emre'nin hümanistik düşüncelerine yer vermek
istiyorum:
Bizim
alçakgönüllü Yunus Emre’miz insanı, Kuran-ı Kerim’in
“eşref-i mahlukat
“diye nitelediği bir tarzda görür ve öylece sever...Gerçekte
din,dil,ırk ayırımı yapmaz.Hiçbir sosyal sınıf,zümre
ve statü farkı gözetmez..Buna mukabil Thomas More Ütopya’
da farklı ve ayrıcalıklı bir toplum oluşturur.Savaşçılar,kasaplar
ve diğer basit işleri ya- panlar,başka toplumlardan
getirtilen köle-insanlardır...Oysa
Yunus Emre’de böyle bir ayırım yoktur...Çünkü
Yunus’a göre insan,ilahi sırrın taşıyıcısı,Çalab’ın
aynasıdır;do- layısıyla ona kin beslemek bile
günahtır. ( 9 )
(
9 ) Yunus Emre Divanı, Prof.Kadri Timurtaş, Ankara 1980
“
Kimseyi düşman tutmayız,
ağyar ( yabancılar) dahi yardır bize.”
“
Adımız
miskindir ( 10) bizim, düşmanımız kindir bizim,
Biz kimseye kin tutmayız, kamu alem birdir bize...”
( Divan,s.182 )
( 10 ) miskin: Olgular karşısında hiç tepki göstermeyen.
Görüyoruz
ki burada insanlardan ziyade,kötülüğün bizzat kendisi düşman
sayılıyor... Bu düşmanın başı da
“kin"..Kin,insanoğlunu riyakar,ikiyüzlü,içten
pazarlıklı ve haset yapan,onun insani yönlerini körelten
bir duygu...Dolayısıyla kin,insan tabiatındaki iyilik,doğruluk,samimiyet,
hoşgörü gibi yüksek değerler manzumesini hedefleyen karşı
bir güç olarak tezahür ediyor...
Yunus
Emre,insanı bu karşı güçler etkisinden kurtarmak için,birlik
felsefesinden hareket ediyor...İnsanı
“Yetmiş iki millet“,“kamu alem“ ibarelerinde topluyor ve onlar ara- sında
din, dil, ırk ayırımı yapmıyor...
“
Yetmişiki milletin ayağını
öpmek gerek... “
( Divan s.187 )
“
Sen
sana ne sanursan ayruğa da anı san,
Dört kitab’ın
ma’nisi budur, eğer var ise...
“ (
Divan s.163 )
“
Bir
kez gönül yıkdunısa, bu kıldığın namaz değül
Yetmişiki millet dahi elin yüzün yumaz değül
“ ( Divan
s.91.)
Bu
örnekleri çoğaltmak mümkün..Yunus’un şiirlerinde görülen“Yetmişiki
millet“,“Kamu alem“,“Cümle yaratılmış“,“Dört
Kitap“,“Yetmişiki dil“ gibi ibareler “Vahdet-i Vücut-
Varlık Birliği“
felsefesinin,dünya görüşü seviyesine ulaşmış fikri araştırmasını
kanıt- lıyor...Dikkat buyrulursa burada skolastik
fanatizm, ya da dini bir taassup
yok.. Aksine hiçbir ayırım gözetmeyen bir sevgi ve hoşgörü
var...
O
halde Yunus’un,Dante’nin ve
More’un savundukları fikirlerini “Tematik
Güç"
benimsemedikleri ya da yermeğe çalıştıkları
fikirlerini de“Karşı
Güç“olarak sınıflandırıp;bunların kişi,kavram
ve sembol olarak nasıl dışa yansıdıkları hususunu şematize
etmeğe kalkarsak ortaya şu görüntü çıkar:
Görüntü Yunus’taki
Dante&More’daki
Yunus’taki
Dante &More’daki
|
Kişi
Olarak
Kavram
Olarak
Sembol
Olarak
|
Tematik
Güç
-
İnsan
- Hz.İsa
-
Yetmişiki millet
- Hristiyan
Azizleri ve
-Cümle
Yaratılmış
Azizeleri
-
Sevgi
- Hristiyanlık
-
Hoşgörü
- Katolik Mezh.
-
BİRLİK
-
Gönül
- Cennet
-
Dört Kitap
-
Yetmişiki Dil
|
Karşı Güç
-
yok
- Hz.Muhammed
- Hz. Ali
- Katolikliğe
Karşı Olanlar
-
Kin
- Müslümanlık
-
Nefret
- Yahudilik
-
Ayrılık
- Protestanlık v.d
-
Dav’i
-
yok
Cehennem
|
Görülüyor ki,Dante
ve Thomas More’da değerler çok daha sübjektif-öznel ve
gerçeği yansıtmaktan tamamiyle uzak...Yunus Emre,Dante ve
More gibi mensup olduğu din veya mezhebi öne çıkarıp, bu
değerleri “Tematik Güç“gurubuna almıyor.Yani “hedef
obje" olarak göstermiyor. Yunus Emre’de kılavuz, yalın
ve saf bir insan sevgisi... Bu yüzden de onda çatışma ve
çekişme yok...
Zaten
o, kendisinin “ dav’i “ için değil, fakat “ sevi “
için geldiğini söyler :
“ Ben
gelmedim dav’i için,
Benim işim sevi için.
Dostun evi gönüllerdir,
Gönüller yapmağa geldim.
“
Başka
bir deyimle küçük kaygulardan uzaklaşmış;kendini büyük
kaygulara adamış...
Yunus’un
gönlü bütün insanları kucaklıyor ve bir çağlayan gibi
serinletiyor...Ama ken- di gönlüne de sitemler yağdırıp,ayaklar
altına almaktan ve ondan şikayet etmeden de duramıyor...Şikayeti
gönlün kararsızlığından...Çünkü gönül ne yaptığını
bilmiyor... Bazen yaz gibi sıcak ve kavurucu,bazen kış gibi
soğuk ve dondurucu...Bazen çölleşi yor,bazen yeşillenip
çiçek açıyor...Damla iken,bir bakarsınız derya olmuş...Cahil
olup kendini bilmezcesine işler yapıyor; lokman
olup,hikmetlere dalıyor...Zaman oluyor,bir bakıyorsunuz Hz.İsa
gibi ölmüşleri diriltmiş;zaman oluyor Firavun gibi
kibirlenmiş, yanına varılamıyor...Böylece halden hale giren
gönül, sonunda kaçınılmaz sonla karşılaşıyor:ölüm..Ve
kefene sarılıp, ağaç ata biniyor ve teneşire düşüyor...
Dikkat
buyrulursa öğüt dinlemeyen,gönlünden şikayet eden Yunus,
her işte kendini öne sürer.. İrşad (doğru yolu gösterme,
uyarma) ve ikaz edilmeğe ilk önce kendinden başlar,kendi
kendisiyle hesaplaşır...O her zaman bağrı yanık,
kolukanadı, gönlü kırık; gözü yaşlı bir gönül
eridir:
“
Acep
şu yerde varm’ola
Şöyle garip bencileyin?
Bağrı, başı, gözü yaşlı
Şöyle garip bencileyin...
“
Yunus’a göre gönül,insanın en değerli yanı..O,Allah’ın
tahtı...O halde,bir gönül kazanmak,yüz defa Kabe’yi ziyaret
etmekten daha önemli..Çünkü Kabe kul yapısı, gönül ise
Tanrı yapısıdır..
“
Bir
kez gönül yıkdın ise, bu kıldığın namaz değil.
Yetmişiki millet dahi elin yüzün yumaz değil.. “
Sohbetimizi
az önce de arzetmeğe çalıştığımız şekilde özetlersek:
Yunus’umuzun
kişiler seviyesinde:“insan”,“yetmişiki
millet”, “cümle yaratılmış” gibi olgular
yatarken ve kavramlar seviyesinde de:“sevgi”,
“hoşgörü”, “gönül”, “birlik” gibi olgular
varken;Dante ve Thomas More’da, kişiler seviyesinde Hz.İsa
ile Hz.Muhammed;kavramlar seviyesinde ise hristiyanlık ile
yahudilik ve müslümanlık;
katolik mezhebi ile de protestanlık ve
diğerleri,devamlı bir kavram çatışma ve çekişmesi içinde gösterilmektedirler...
Aslında
özde böyle bir çatışma yok.Bütün mesele insana ve
hayata bakışta tek yanlı ve skolastik bir fanatizme kaçılmış
olmasından kaynaklanmakta.. Çatışmanın sebebi, hoşgörü
unsurunun olmayışı ve bu iki hristiyan yazarın herkesi
sevmeğe güçlerinin yetmeyişindendir...
Yunus
Emre’deki hoşgörü,belki de tasavvufun mistik kavrayışından
kaynaklanmaktadır...Tasavvufta insanın yüceltilmesinin
sebebi:“ahsen-i takvim“üzere yaratılmış ol- masından
ve “sıfat-ı
ilahiyye“nin onda tecelli etmesinden dolayıdır (11).Yunus
Emre insandaki bu ilahi sıfatlar yüzünden,hiçbir ayırım
yapmadan insanları kucaklıyor:
“
Ak
sakallı bir koca hiç bilmez, kim hal nice
Emek vermesin Hacc’a, bir gönül yıkar ise...
Gönül Çalab’ın tahtı, Gönül Çalab’a bahtı,
Dört Kitabın manası budur, eğer var ise..
“
(
11 ): Prof. Fuat Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar,
Ankara 1976 s.321
Batı
dünyası olarak adlandırdığımız kesim,insanlığın
birliğini,buna bağlı olarak uygar- lıkların birliğini,evrensel
bir medeniyetin varlığını kabul ve ilanda,galiba biraz geç kaldı...Neden?Çünkü Batı,kendinden başkasını pek
insan yerine koymuyor...Dikkat buyu- rursanız,uygarlığın temelini oluşturduğu savunulan Roma Hukuku,insanları doğuştan
hür ya da doğuştan köle diye ayırıyordu...
Batılıların
arasında,gerçekleri keşfetmiş,tüm insanların birliğinden,dirliğinden
yana olanlar yok mudur?Muhakkak ki vardır...Örneğin Fransız
düşünür André Malraux,Tokyo Mektupları’nda şöyle
diyor:
“Çağımızın
kültür ve zihniyet alanında en büyük keşfi bir değil,
fakat birçok uygarlığın varolduğuna ilişkin keşiftir...
“
Toynbee,Erich
Fromm,Leo Buscaglia,Garaudy gibi Batılı birçok yazar
Malraux’nun benzer yaklaşımlarıyla yüreklerimizi
ferahlatıyor... Batı bu düşünürler aracılığıyla,çağlar boyu uygarlıkların,dolayısıyla insanların birliği
ilkesini inkar etmenin,adeta günahını çıkartıyor..
Ünlü
İngiliz Bilgini Nickholson,bundan 700 yıl önce insanları
birliğe,dirliğe çağıran Yüce Mevlana ile Dante’yi karşılaştırma
cesaretini gösterebiliyor...
Mevlana’nın,
Mesnevi’sinde:
“Sokak
köşelerinde rastladığınız hristiyanlar küçük görülmemelidir.Onları
itip kakar, kendinizden yani müslümanlardan-küçük görürseniz,Tanrı’yı
gücendirecek bir davranışın içine girersiniz”
mealindeki sözlerinin karşısında;Dante’nin
İlahi Komedya’sın-
da,Müslümanların
Peygamberini,Cehennemin alt tabakalarına atmasına,insanlık
adına adeta
isyan ediyor...
Ve
nihayet İnsan kişiliğini kuran faktörlerin başında maddi
ve manevi mirasların önemli rolü olduğunu savunan Leo
Buscaglia,“Yaşamak,Sevmek ve Öğrenmek” adlı
eserin- de,“Sevecenlik,hoşgörü ve affetmeyi,ancak yüksek
ruhlu insanlardan bekleyiniz.(12)” diyor.
(
12 ): Leo Buscaglia, Yaşamak, Sevmek ve Öğrenmek İst.1989
Karşılaştırmalı
olarak incelemeğe çalıştığımız bu araştırmamızda,hümanizmin
bugünkü anlamı doğrultusunda yapılan yorumlara, değerlendirmelere,Yunus’ça
göz atmağa çalıştık.. İncelememizin
sonucunun Yunus’tan yana olmasının biraz da Fransa’daki
dostlarımızın,kardeşinizi
adeta tahrik etmelerinden kaynaklandığını da itiraf
etmeliyim... Karar,bu araştırmayı okuma nezaketini gösteren
siz değerli
kardeşlerimin sağduyusuna ve takdirine bırakılmıştır...
Sağlıcakla
kalın.
Ali
Rıza Saysen
|