|
Dostlarım ;
Yaşadığım ve etkilendiğim bir olayı paylaşmak
istiyorum...
Dun öğle saatlerinde bir toplantıya yetişebilmek
için oldukça daralan vaktimi arabayı daha hızlı
kullanmaya ve trafikteki eski fırsatçı ataklığımı
hatırlayarak kapatmaya çalışırken ,arabayı park ettikten
sonra hic bir toplantının çok fazla önemli olmayacağını
düşünerek vazgeçebileceğimi düşünememiştim doğrusu...
Arabayı oto parka park
ettikten sonra koşar adım
binaya yöneldiğimde,binanın girişinde, başının üstündeki
kocaman bir tepsinin içinde tatlı satmaya çalışırken bir
şekilde tepsiyi düşürüp içindeki tatlıların yerlere
saçılarak kirlendiğini görünce kocaman gözlerini açarak
panik içinde toplamaya çalışan ufaklığın telaşını
gördüğümde durakladım...
10 yaşlarında saçları kirden birbirine yapışmış ,
burnunu sık sık çektiğinden nezle olduğunu fark ettiğim ,
üzerindeki yırtık dökük giysisi ile epey sıkıntıda
olduğunu düşündüğüm bu ufaklığın , ilk önce panik içinde
ardına
kadar açılmış simsiyah gözleri dikkatimi çekmişti...
Titreyen dudaklarından dökülen ağlamaklı sesleri de
duyunca aparmana giremeyip oracıkta soran gözlerle
kendisini izlediğimi fark ettiğimde artık
toplantıya yetişmenin ne kadar da önemli olup olmadığını
düşünmeye başlamıştım...
Adının Mehmet olduğunu öğrendiğim,son derece "can"
olan ve yasayabilme telasesine düşen bu ufaklıkla
aramızda kısa sureli bir diyalog geçti...
Küçük kardeşine ve hasta annesine bakmak için
tatlı
satmak zorunda olduğunu ve yere dökülen tepsi icindeki
tatlıların kendisi icin ne büyük değer ve anlam
taşıdığını algıladığımda , boğazımda oluşan spazm, nefes
almamı engellemeye başlamıştı...
Öğle yemeği icin birlikte bir kebapçıya gittik...
Yemek yerkenki telaşını izlerken , insanlık onurunu bu
derece ayaklar altina alan ekonomik dengesizliği
düşünüyor, herkesin "insanca" yaşaması
gerekliliğinin ve
daha yaşanılası bir dünya için herkesin üzerine düşmesi
gereken sorumluluklarının olması gerektiğinin bir
insanlık görevi olmasi yolundaki sorumluluklarimizi
düşlüyordum... Çayımızı icerken birlikte ağlaştık ,
sonra da gülüştük...
Onurunu kırmadan yerlere düşürdüğü sermayesinin
ederini kendisine verdim , ayrica cüzdanımdaki parayida
paylaştık... Kebapcidan çıktıktan sonra da kendisini
daha cok "kendi" olabilmesi adina bir atari salonuna
biraktim...
Ayrilirken ikimiz de göz pınarlarımızdan kopamayan
damlaları
silmekteydik...
Toplantiya katilamadim... Ne gam ?!?
Almam gereken dersleri yine almıştım... Yüzümde
gülümseme ve son derece huzur verici bir ruh haliyle
;kimsenin boynu bükük kalmayacağı ve yeni umutlara gebe
, herkese insanca yaşanabilecek bir dünya özlemiyle
oradan ayrıldım...
Işık ve sevgiyle...
Dr. Levent Bilgin
|