BiR
KiBRiT ,BiR NANE ŞEKERi, BiR FiNCAN KAHVE, BiR
GAZETE.
İlki
bir tesadüftü benim için tesadüf.Oraya gitmeyi
planlamamıştım.
Yedi
saattir araba kullandığım için yoldan bıkmıştım.San
Francisco yoluma
devam etmeden önce geceyi geçirmek üzere bir
yerde durmuştum.Otel Pasifik kıyısına bakan
bir kızılağaç korusunun içindeydi. Lobiye
girerken güneş batıyordu ve korunun bulunduğu
yer zifiri karanlıktı.Aniden içimden bir ses,özel
bir yerde olduğumu söyledi. Otelin
lobisi hafif aydınlıktı.Kızıl panel ışıkların
kızıllığını resepsiyonun bulunduğu yer dışında
üç duvarı da çevreleyen bej renkli kanepelere
yansıtılıyordu.Uzun ve koyu renkli tahta masa
girmiş olduğum
kapının
tam karşısındaydı. Masanın üstünde içi
tepeleme taze meyvelerle dolu
oval bir Kızılderili sepeti duruyordu. Sepetin
yanında kocaman bir bronz lamba görünüyordu.Lambanın
derinden gelen ışığı meyvelerin üzerinde
dans
ediyor
ve odaya değişik hava katıyordu.Masayı boylu
boyunca kaplayıp öbür ucundan döşemeye kadar
dökülen masa örtüsü,meyvaların renkleri
bronz lamba ve duvarların derin kızıllığıyla
egzotik bir atmosfer oluşturmuştu. Masanın uzak
duvar tarafındaki öbür ucunda ise,kireç taşından yapılmış
şömineden çıkan ateşin ortasında hızla yanan meşe
kütüklerinin
neşeli çıtırtıları dolduruyordu odayı.
O
gece çok yorgun olmasam bile,yüzüme yansıyan
alevlerin sıcaklığı sırtımda taşıdığım
gecenin soğuğu arasındaki kontrast bu odayı
sevmeme yeterdi.Böylece neredeyse zevkten dört
köşe olmuştum. Resepsiyon
masasının arkasında,koyu kızıl kahverengi eteği,canlı
kırmızı
yeşil
ve beyaz çizgili pamuklu bluzuyla bir bayan gözüktü,Otelin
logosu
bulunan
kızıl kahverengi kurdele ile rozet,bluzunu sanki
bir onur
simgesiymiş gibi süslüyordu.Düzgün bir
kurdeleyle saçlarını parıldayan
yüzünün
arkasında toplamıştı. 'Venetia,ya hoş
geldiniz',derken sıcak bir bakışla da
gülümsemişti.Daha önceden rezervasyon yaptırmış
olmamama
rağmen,bayanın beni karşılamasıyla,kominin beni
odama
götürmesi arasında üç
dakika
bile geçmemişti,önceden rezervasyonum olmaması
gerçeğine karşın buradaki rahatlığı
anlayamıyordum. Ve oda!Genel izlenimi zengin bir
görüntüydü,duvardan duvara döşenmiş,kalın ve ses geçirmeyen halılar,dört
köşesi direkli
klasik bir karyola,orijinal
desenleri Pacific Nortwest’in
kuş
ve görüntülerinden alınmış doğal
cevizden kenarlıkları içinde,bembeyaz pikeyle
kaplı şahane yatak,sanki
hoşlanacağımı bilen biri tarafından
yakılmak üzere hazırlanmış
meşe kütükleriyle taştan bir şömine,yakılmak üzere,tam
ortada çapraz biçimde gösterişli ve kağıtla
kaplı büyük bir kibrit. Şansımın zevkini çıkararak
akşam yemeği için üstümü değiştirdim,resepsiyon
masasındaki bayan giriş kaydımı yaparken bu
rezervasyonu da yapmıştı.Restoranı bulmak üzere
gecenin karanlığına doğru yürüdüm.Odamın
dışında
patikayı gösteren bir levha, karanlık kızılağaç
korusunda yine bol
ışıkla
aydınlatılmış başka bir işareti gösteriyordu.
Gece havası durgun ve
temizdi. Uzaktan Pasifik
Okyanusunun dalgalarının birbirini kovalayan
ritmik sesini duyabiliyordum.Yoksa
bu benim hayal gücüm müydü? Burayı saran
sihirli atmosferi hissettikten sonra ne önemi
vardı? Restoran, oteli
ve okyanusu
gören
küçük bir tepenin üzerine kurulmuştu.İçeri
girinceye kadar hiç kimseyi görmemiştim,ama
restoran kalabalıktı. İsmimi Maitre
D’Hotel’e verdim ve bekleyen başka insanlar
olmasına rağmen derhal bir masa gösterdiler.Açıkçası,rezervasyon
yaptırmak bu
restoranda anlam taşıyordu. Yemek
daha önce gördüğüm şeyler gibi mükemmeldi,yiyecekler
çok güzel hazırlanmış,hizmet ise özenle ama
dikkat çekmeden yapılıyordu. Akşam yemeğindeki
konuklar için Bach'tan parçalar çalan klasik müziği
zevkle
dinlerken,bir
bardak brendiyi yuvarlayıvermiştim, faturayı
imzalayıp odama döndüm,yolda artan karanlığı
aydınlatılması için ışıkların biraz daha
yakıldığını da fark etmiştim.
Odama geldiğimde gece serinlemeye
başlamıştı.Yatağa girmeden önce
şömineyi
yakmak
için ateş ararken.bir brendi daha arıyordum.Biri
şömineyi yakmıştı! Şöminede
parlak bir ateş yanıyordu.Pike yatağın ayak
ucuna doğru katlanıp açılmıştı.Yastıklar
kabartılmış,her birinin üzerine bir nane şekeri
konulmuştu.Yatağın yanındaki komodinlerin
birinde bir bardak brendi
ve bir kart duruyordu. Kartta şunlar yazılıydı:'' Venetiadaki
ilk geceniz için hoş geldiniz diyorum.Umarım zevk
alırsınız. Sizin
için yapabileceğim bir şey olursa beni
arayabilirsiniz. Kathi''
O akşam uyumaya çalışırken kendimi tam anlamıyla
rahatlamış hissetmiştim. Ertesi
sabah banyodan gelen garip fokurtularla uyandım.Merak
edip kalktım.Ses
lavabonun yanındaki tezgahta duran, otomatik
saatle ayarlı
kahve makinesinden geliyordu.Çaydanlığa dayalı
duran kartta da
bir yazı vardı:''Hoşlandığınız
kahveniz hazır.Afiyet olsun! Kathi''.
Gerçekten
benim sevdiğim kahveydi.Bunu nasıl
bilebilirlerdi? Birden hatırladım.Gece
restoranda,hangi marka kahveyi tercih ettiğimi
sormuşlardı. Ve
benim sevdiğim kahve şimdi önümdeydi. Tam
bilmeceyi çözmüşken kapım nazikçe çalındı.Kapıya
doğru gidip açtım.Kimse yoktu.Ancak yerdeki halının
üzerinde bir gazete duruyordu. Benim
gazetem, New York Times.
Nasıl
öğrenmişlerdi acaba?Sonra onu da hatırladım.Resepsiyonda form
doldururken görevli hangi gazeteyi okuduğumu
sormuştu.O zaman
bu soruya bir anlam verememiştim.Şu ana kadar.Şimdi
elimdeydi. Oraya gittiğim her seferde
bu
senaryo hep aynı biçimde tekrarlandı. Ancak ilk
seferden sonra tercihlerimi bir daha sormadılar.Otelin
yönetim
sisteminin bir parçası
olmuştum
artık. Bir daha da ayrılmadım.
Sistem
benim nelerden hoşlandığımı,aynı şekilde ve
aynı zamanlarda neleri yaptığımı biliyor ve
karşılıyordu.Sistemi kuran neydi?Bir
kibrit, bir
nane şekeri,bir fincan kahve ve bir
gazete.Bunları
yapan tabii ki bir
kibrit,bir nane şekeri,bir fincan kahve
ve
bir gazete değildi.Mesele
birilerinin beni duymuş olmasıydı.Ondan
sonraki
her gidişimde de dinlediler.Odaya girip ateşi
hissettiğimde,birilerinin beni düşündüğünü
biliyordum.
Benim
en çok istediğim de düşünülmekti zaten.Tek
bir söz etmediğim halde duymuşlardı.Yastığımın
üzerinde nane şekerini,katlanmış pikeyi, masanın üzerindeki
brendiyi gördüğüm an,birilerinin beni düşündüğünü
biliyordum.Benim istediğim de düşünülmüş
olmaktı.Tek bir söz etmediğim halde beni duymuşlardı.
Banyoda
çaydanlıkta kahvenin fokurdamasını duyup sevdiğim
markanın
öğrenilerek karta yazıldığını gördüğüm
an,birilerinin benim tercihlerimi sorduğunu hatırlamıştım. Cevaplarımı
dinlemişlerdi. Ve
bunların hepsi otomatik olarak yapılıyordu. Her
adım,otelin Yönetim sisteminin ayrılmaz bir parçası
olarak,bir
pazarlama
sonucu üretecek uyumlu bir çözüm sağlaması
amacıyla planlanmıştı.