Dr Tuncay Filiz  l  Sağlık  Recete  l  Katılımcılarımız  l  Pozitif Köşe Linkler  l İletişim

 

Arşiv

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Düşünülmek(Sibel Kam)

         Yazarın Diğer Yazıları

  BiR KiBRiT ,BiR NANE ŞEKERi, BiR FiNCAN KAHVE, BiR GAZETE.
  İlki bir tesadüftü benim için tesadüf.Oraya gitmeyi planlamamıştım.
Yedi saattir araba kullandığım için yoldan bıkmıştım.San Francisco yoluma devam etmeden önce geceyi geçirmek üzere bir yerde durmuştum.Otel Pasifik kıyısına bakan bir kızılağaç korusunun içindeydi. Lobiye girerken güneş batıyordu ve korunun bulunduğu yer zifiri karanlıktı.Aniden içimden bir ses,özel bir yerde olduğumu söyledi. Otelin lobisi hafif aydınlıktı.Kızıl panel ışıkların kızıllığını resepsiyonun bulunduğu yer dışında üç duvarı da çevreleyen bej renkli kanepelere yansıtılıyordu.Uzun ve koyu renkli tahta masa girmiş olduğum kapının tam karşısındaydı. Masanın üstünde içi tepeleme taze meyvelerle dolu oval bir Kızılderili sepeti duruyordu. Sepetin yanında kocaman bir bronz lamba görünüyordu.Lambanın derinden gelen ışığı meyvelerin üzerinde dans ediyor ve odaya değişik hava katıyordu.Masayı boylu boyunca kaplayıp öbür ucundan döşemeye kadar dökülen masa örtüsü,meyvaların renkleri bronz lamba ve duvarların derin kızıllığıyla egzotik bir atmosfer oluşturmuştu. Masanın uzak duvar tarafındaki öbür ucunda ise,kireç taşından yapılmış şömineden çıkan ateşin ortasında hızla yanan meşe kütüklerinin neşeli çıtırtıları dolduruyordu odayı.

  O gece çok yorgun olmasam bile,yüzüme yansıyan alevlerin sıcaklığı sırtımda taşıdığım gecenin soğuğu arasındaki kontrast bu odayı sevmeme yeterdi.Böylece neredeyse zevkten dört köşe olmuştum. Resepsiyon masasının arkasında,koyu kızıl kahverengi eteği,canlı kırmızı yeşil ve beyaz çizgili pamuklu bluzuyla bir bayan gözüktü,Otelin logosu bulunan kızıl kahverengi kurdele ile rozet,bluzunu sanki bir onur simgesiymiş gibi süslüyordu.Düzgün bir kurdeleyle saçlarını parıldayan yüzünün arkasında toplamıştı. 'Venetia,ya hoş geldiniz',derken sıcak bir bakışla da gülümsemişti.Daha önceden rezervasyon yaptırmış olmamama rağmen,bayanın beni karşılamasıyla,kominin beni odama götürmesi arasında üç dakika bile geçmemişti,önceden rezervasyonum olmaması gerçeğine karşın buradaki rahatlığı anlayamıyordum. Ve oda!Genel izlenimi zengin bir görüntüydü,duvardan duvara döşenmiş,kalın ve ses geçirmeyen halılar,dört köşesi direkli klasik bir karyola,orijinal desenleri Pacific Nortwest’in kuş ve görüntülerinden alınmış doğal cevizden kenarlıkları içinde,bembeyaz pikeyle kaplı şahane yatak,sanki hoşlanacağımı bilen biri tarafından yakılmak üzere hazırlanmış meşe kütükleriyle taştan bir şömine,yakılmak üzere,tam ortada çapraz biçimde gösterişli ve kağıtla kaplı büyük bir kibrit. Şansımın zevkini çıkararak akşam yemeği için üstümü değiştirdim,resepsiyon masasındaki bayan giriş kaydımı yaparken bu rezervasyonu da yapmıştı.Restoranı bulmak üzere gecenin karanlığına doğru yürüdüm.Odamın dışında patikayı gösteren bir levha, karanlık kızılağaç korusunda yine bol ışıkla aydınlatılmış başka bir işareti gösteriyordu. Gece havası durgun ve temizdi. Uzaktan Pasifik Okyanusunun dalgalarının birbirini kovalayan ritmik sesini duyabiliyordum.Yoksa bu benim hayal gücüm müydü? Burayı saran sihirli atmosferi hissettikten sonra ne önemi vardı? Restoran, oteli ve okyanusu gören küçük bir tepenin üzerine kurulmuştu.İçeri girinceye kadar hiç kimseyi görmemiştim,ama restoran kalabalıktı. İsmimi Maitre D’Hotel’e verdim ve bekleyen başka insanlar olmasına rağmen derhal bir masa gösterdiler.Açıkçası,rezervasyon yaptırmak bu restoranda anlam taşıyordu. Yemek daha önce gördüğüm şeyler gibi mükemmeldi,yiyecekler çok güzel hazırlanmış,hizmet ise özenle ama dikkat çekmeden yapılıyordu. Akşam yemeğindeki konuklar için Bach'tan parçalar çalan klasik müziği zevkle dinlerken,bir bardak brendiyi yuvarlayıvermiştim, faturayı imzalayıp odama döndüm,yolda artan karanlığı aydınlatılması için ışıkların biraz daha yakıldığını da fark etmiştim.

  Odama geldiğimde gece serinlemeye başlamıştı.Yatağa girmeden önce şömineyi yakmak için ateş ararken.bir brendi daha arıyordum.Biri şömineyi yakmıştı! Şöminede parlak bir ateş yanıyordu.Pike yatağın ayak ucuna doğru katlanıp açılmıştı.Yastıklar kabartılmış,her birinin üzerine bir nane şekeri konulmuştu.Yatağın yanındaki komodinlerin birinde bir bardak brendi ve bir kart duruyordu. Kartta şunlar yazılıydı:'' Venetiadaki ilk geceniz için hoş geldiniz diyorum.Umarım zevk alırsınız. Sizin için yapabileceğim bir şey olursa beni arayabilirsiniz. Kathi''

  O akşam uyumaya çalışırken kendimi tam anlamıyla rahatlamış hissetmiştim. Ertesi sabah banyodan gelen garip fokurtularla uyandım.Merak edip kalktım.Ses lavabonun yanındaki tezgahta duran, otomatik saatle ayarlı kahve makinesinden geliyordu.Çaydanlığa dayalı duran kartta da bir yazı vardı:''Hoşlandığınız kahveniz hazır.Afiyet olsun! Kathi''.

  Gerçekten benim sevdiğim kahveydi.Bunu nasıl bilebilirlerdi? Birden hatırladım.Gece restoranda,hangi marka kahveyi tercih ettiğimi sormuşlardı. Ve benim sevdiğim kahve şimdi önümdeydi. Tam bilmeceyi çözmüşken kapım nazikçe çalındı.Kapıya doğru gidip açtım.Kimse yoktu.Ancak yerdeki halının üzerinde bir gazete duruyordu. Benim gazetem, New York Times.

  Nasıl öğrenmişlerdi acaba?Sonra onu da hatırladım.Resepsiyonda form doldururken görevli hangi gazeteyi okuduğumu sormuştu.O zaman bu soruya bir anlam verememiştim.Şu ana kadar.Şimdi elimdeydi. Oraya gittiğim her seferde bu senaryo hep aynı biçimde tekrarlandı. Ancak ilk seferden sonra tercihlerimi bir daha sormadılar.Otelin yönetim sisteminin bir parçası olmuştum artık. Bir daha da ayrılmadım.

  Sistem benim nelerden hoşlandığımı,aynı şekilde ve aynı zamanlarda neleri yaptığımı biliyor ve karşılıyordu.Sistemi kuran neydi?Bir kibrit, bir nane şekeri,bir fincan kahve ve bir gazete.Bunları yapan tabii ki bir kibrit,bir nane şekeri,bir fincan kahve ve bir gazete değildi.Mesele birilerinin beni duymuş olmasıydı.Ondan sonraki her gidişimde de dinlediler.Odaya girip ateşi hissettiğimde,birilerinin beni düşündüğünü biliyordum.

  Benim en çok istediğim de düşünülmekti zaten.Tek bir söz etmediğim halde duymuşlardı.Yastığımın üzerinde nane şekerini,katlanmış pikeyi, masanın üzerindeki brendiyi gördüğüm an,birilerinin beni düşündüğünü biliyordum.Benim istediğim de düşünülmüş olmaktı.Tek bir söz etmediğim halde beni duymuşlardı.

  Banyoda çaydanlıkta kahvenin fokurdamasını duyup sevdiğim markanın öğrenilerek karta yazıldığını gördüğüm an,birilerinin benim tercihlerimi sorduğunu hatırlamıştım. Cevaplarımı dinlemişlerdi. Ve bunların hepsi otomatik olarak yapılıyordu. Her adım,otelin Yönetim sisteminin ayrılmaz bir parçası olarak,bir pazarlama sonucu üretecek uyumlu bir çözüm sağlaması amacıyla planlanmıştı.

 
Her Hakkı Saklıdır.Dr Tuncay Filiz 2000