|
Yakamıza yapışmış
da bırakmak istemez bizi. Yüzler, belki de binlerce
asırdan beri; kaderimizi kimi yerde etkileyen, kimi
yerde belirleyen roller de yüklenmiş, ömrümüze zaman
biçme adına. Hipertansiyon deriz ona, küresel
idrakin bilimsel adıyla.
Hipertansiyon ve LDL
kolesterol,
mayın gibi yerleşirler vücudumuzun kritik
bölgelerine, sağlığımıza karşı kurdukları tuzaklar
adına. Ve saldırıları doğrudan değil sinsicedir,
sessiz ve derinden. Böyle zemin hazırlarlar, kalp ve
beyin facialarına.
Bu tuzak nedeniyle,
vaktimiz yok artık, eskisi kadar hoşgörülü ya da
gevşek olmaya. Her ikisini de yakamızdan silkeleyip
atmalıyız! Düştüğü kadar düşsünler; elbette
abartmadan, dozu da kaçmadan.
Hipertansiyon,
yüksek kan basıncı demektir. Kalbimizden damarlara
pompalanan kanın, damarlarımızda oluşturduğu
basınçtır bu.
Can
evi
Damar deyince çoğumuzun
aklına, el, ayak sırtında ya da boynumuzda
gördüklerimiz gelir. Bu safça görsellik, bütün
damarlarımız adına referans yanılgısına sürükler
bizi. Oysa bu, bir buzdağının görebildiğimiz uç
parçasıdır. Asıl sorun derinlerde, göze görünmeyen
kılcal damarların oluşturduğu, yaşamın can
evindedir. Yüksek basınca direnme savaşı buradadır.
Bilinmeyen değil, görünmeyen gerçektir burası…
Sürekli basınç ile tahammül sınırı aşılırsa, bedel
ödemeye başlarız görünmeyen ama bilinen gerçek
adına.
Gerçeği görmek
Gerçeği görmezlikten
gelebiliriz. Ancak, görmek istemediğimiz bir uçuruma
yürüme hakkına sahip değiliz; “küresel
özgürleştirme” misali. Bu nedenle hipertansiyon
gerçeğini bilmek yetmez; görülmeli, önemi
kavranmalı, çağdaş önlemleri alınmalıdır.
Artık sınırda ya da
alışılmış tansiyondan söz etmek doğru değil
kanaatindeyim. Erişkin değeri 130/80 mmHg altında
olmalıdır her cins ve yaş grubunda tansiyonun.
Düşmelidir yakamızdan düşebildiği kadar. Düşük kan
basıncının, kalp ve beyin damar hastalıklarına bağlı
riskleri önemli ölçüde azalttığını gösteren
çalışmalar bu kadar açık ortada iken.
Ayni gerçek;
damarlarımızda birikerek sertleşmeye, dolayısıyla
yüksek tansiyona zemin hazırlayan LDL kolesterol
düzeyi için de geçerlidir. LDL kolesterol düzeyi 130
mg altına indirilmelidir. Ne kadar düşürülürse, kalp
ve beyin damar hastalıkları riskinin o kadar
azalacağı yine son çalışmalar ile gösterilmiştir. Ve
artık bu, insan ömrünü uzatma gerçeğidir.
Ülkemizde her 100
erişkinden 33’ünde hipertansiyon olduğu
bildirilmektedir. Bu oran, geleceğimiz adına son
derece önemli bir ikaz olarak algılanmalıdır.
Uzunca bir süre içinde
sessizce gelişen hipertansiyon, hiçbir yakınma
bulgusu vermeyebilir. Bir tesadüf sonucu
saptanabilir. İşte
asıl tehlike, bu
sessizlik ve derinliktedir.
Hipertansiyondan
öncelikle etkilenen organlarımız; beyin, kalp,
böbrekler ve gözlerimizdir. Özellikle sabahları
enseden gelen baş ağrıları bir uyarı olarak kabul
edilmelidir. Kulak çınlamaları, baş dönmesi ve burun
kanamaları da hipertansiyon işareti olabilir.
Kontrolsüz kalmaya devam ederse, kalp yetmezliğine
ve beyin hasarlarına yol açabilir.
Göz dibi muayenesi,
hipertansiyonun teşhis, takip ve tedavisinde büyük
önem taşır. Bu nedenle periyodik aralıklarla
yapılması gereken bir muayenedir.
Sinsi ikili
LDL kolesterol ve
hipertansiyon sinsi ikilidir, yaşantımıza kast eden.
Hipertansiyonun çok az bir kısmı, bazı hastalıklar
nedeniyle ortaya çıkar. Büyük bir kısmı ise
nedensizdir.
Hastalık nedeniyle en
sık görülen hipertansiyon şekli, böbrek hastalığına
bağlı olandır. Böbrek damarları yada doğrudan böbrek
iltihabı ile ilgili olabilir.
Gebelik esnasında
görülen hipertansiyon krizleri de esasen böbrek
kaynaklıdır. Diyabet (şeker) hastalığı seyrinde
böbrek kaynaklı hipertansiyon gelişebilir.
Tiroid hormonlarının
aşırı salgılandığı hipertiroidi ve az salgılandığı
hipotiroidi durumlarında hipertansiyon ortaya
çıkabilir.
Ayrıca doğuştan damar
hastalıkları ve beyine ait tümör, kist gibi
hastalıklar da hipertansiyon nedeni olabilirler.
Meyan köküne dikkat!
Son zamanlarda
gelişigüzel kullanılan “alternatifler” arasında yer
alan meyan kökü, hipertansiyona neden olabilir. Bu
nedenle, hipertansiyonu olanlar meyan kökü ve
bileşiklerini içeren bitkisel karışımlar
kullanmamalıdır.
Tüm bu
nedenlerden dolayı, tanı ve tedavide etkili
olabilmek için kapsamlı bir araştırma yapmak
gerekir. Bunun için de laboratuar ve radyolojik
tetkiklere başvurulur.
Kişiye özel
Hipertansiyon
tedavisi kişiye özeldir. Herkes için ortak bir
standart yoktur. Analizler, hastanın tedaviye uyumu,
hasta-hekim iletişimi, tedavi de izlenecek yol ve
yöntemleri belirler.
Tanı ile birlikte
başlanan tedavinin, yaşam boyu sürmesi gerektiği
hiçbir zaman unutulmamalı, rehavete kapılarak tedavi
yarıda bırakılmamalıdır.
Tansiyon yükselten ilaçlar
*Kortizon
*Tiroid hormonları
*Doğum kontrol ilaçları
*Bazı depresyon
ilaçları
*Burun damlaları
*Nezle ilaçları
*Alkol
Ne
yapmalıyız?
*Tansiyonumuzu 130/80
mm Hg altında tutmalıyız
*Düzenli ve disiplinli
bir yaşam sürmeliyiz
*Sigara ve alkolden
uzak durmalıyız
*Yaşımıza ve
sağlığımıza uygun spor yapmalıyız
*Tuz ve katı yağlardan
kaçınmalıyız
*Fazla kilolardan
kurtulmalıyız |