Yer
: Antalya - Merkez Shell - Varan Tesisleri
İzmir'
e hareket edecek olan otobüsümün kalkışını
bekliyorum.Üç gündür buradayım; karışık, hüzünlü
ve bir o kadar da keyifli geçen üç koca gün...
Cuma
sabahı doğan güneşle birlikte vardım Antalya'
ya.Valizimi odaya yerleştirdikten sonra kendimi hiç
bilmediğim sokaklarına attım bu güzel şehrin.Işıklar
Caddesi' nde bir gezinti, ara sokakların teftişi
derken öğleni buldum.Cadde üzerinde tesadüfen
Stella' s Bistro diye bir yer keşfettim; ahşap,
kilim ve sıcaklıkla döşenmiş bu yerde noel ağacının
hemen dibin- de, tadı damağımda kalan ev şarabını
yudumlayıp yemek yedim.
Buraya
geldiğimde çoktandır beni yoran bir sorunumu
halletmenin hafifliği ve bir o kadar da iç acısını
beraberimde taşımıştım.Bir yandan ortamın ve anın
keyfini çıkarmaya çalışırken bir yandan da geçmişin
iç hesaplaşmasını sürdürüyordum.Derken
o güleç yüzüyle bana bakan bayan garsonu
farkettim;dost canlısı,sevecen ama yalnızlığı
gözlerinden okunan.Sohbete başladık,Manisalıymış
ama akrabalarının büyük çoğunluğu uzun yıllar-
dır İzmir' de ikamet etmekteymiş.İzmir'li olduğumu
duyunca daha bir sokuldu sohbetime.25 yaşında
gencecik,pırıl pırıl bir kadın,bir anne.Evliliğini sonlandırmak üzere olan bu can, 2 yaşındaki
oğluyla beraber yeni bir hayata merhaba
demenin heyecanını ve kaygısını taşıyordu
minicik ellerinde.Onu dinledim, konuştum, önünde
uzanan yolun zorluklarıyla birlikte getireceği güzelliklerinden
bahsettim.Hayatın engebeli ancak muhteşem yolculuğundan
bahisle geçen koyu sohbetin ardından, ikimizde
birbirimizin yalnızlığını paylaşmış olmanın
tebessümünü oturtmuştuk yüzlerimize.Kendimize
iyi bakacağımıza dair verdiğimiz karşılıklı
taahhütten sonra oradan ayrıldım.
İstikamet
Kaleiçi; dar, labirenti andıran sokakları, kafanızı
kaldırdığınızda cumbaların arasından görünen
mavi gökyüzü, restore edilen her evin tekrardan
yaşam bulmasıyla soluklanan sokakları...Sonra
limana, mavi yeşil denizine kaydım usulca;
sandallar, balıkçı tekneleri, ağlarını bir
kez, bir kez daha ören balıkçılar, sahibinin
yolunu gözleyen köpek ve günlük istihkaklarını
bekleyen kediler.Muhteşem bir atmosfer, önce
tepelerden denize sonra denizden tekrar gökyüzüne
uzanan gezintime bu sefer de Hisar Cafe' de ara
verdim.Limanın, uçsuz bucaksız maviliğin kuşbakışı
seyrine acı kahvem ve sigaramın dumanı eşlik
etti.İçimdeki coşkuyla kahve falıma baktım,
umutlu yarınlar arayışıyla...Gezintime kaldığım
yerden devam etmeye başladığımda hava kararmış,
yağmur çiselemeye başlamıştı.
Otele
vardığımda İstanbul ve Ankara' dan gelen grupla
buluşup, yeni insanlar tanımanın heyecanıyla
geceyi sonlandırdım.
Daha
sonraki iki gün Sevgili Prof.Dr.Üstün Dökmen'
in "Empatik İletişim, Varolma Sanatı Ve Uzlaşma"
semineri ile geçti.
-
Geçmişe esef etmeyin, geleceği tesis edin.
-
"Yarın ne olacak???" larla yaşamı ıska
geçiyoruz.
-
Anın keyfini çıkarmak,sorumluluğun bilincinde
olmak,kendini geliştirmek.
-
Kaygılar yaşamdan çalar.
-
Uzlaşmak, gelişmek, varolmak.
-
Ve Vangelis'in müziği eşliğinde Değerli Hocamızın
tok sesinden, Simyacı' dan bir alıntı ile yapılan
BİTİŞ
" Ve KRAL genç adama dedi ki; hayatın anlamı,
kaşıktaki zeytinyağını dökmeden dünyayı görebilmektir."
Şimdilik
sadece ana başlıklarla özetlediğim bu iki günün
ayrıntısına haf- taya gireceğim.Sizlerle paylaşabileceğim
tek bir şey var şu anda; bu koca evrende ben de
varım ve iyi ki varım...
Antalya'
dan, Falez' lerden kocaman bir selamla birlikte
hepiniz sevgiyle ve sağlıcakla kalın dostlarım.
|