Dr Tuncay Filiz  l  Sağlık  Recete  l  Katılımcılarımız  l  Pozitif Köşe Linkler  l İletişim

 

Arşiv

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Geçmiş Zaman (Neşe Ülkü)

         Yazarın Diğer Yazıları

                                          

Merhaba Dostlarım,

 Sonunda beklediğimiz yağmurlar geldi.İçim içime sığmıyor.Genelin aksine yağmuru, yağmurlu çamurlu sokakları ve geceyi çok severim.Daha önceki yazılarımın birinde de bahsetmiştim.Güzün yağan ilk yağmurda kendimi sokaklara atar ıslanırdım, bir çeşit arınma ayiniydi benimkisi.Bu sene ilk yağmuru iç sıkıntımın etkisinde camın arkasında karşılamıştım.Ama gelen ikinci yağmuru kaçırmadım. Çıktım sokağa, insanlar sağa sola kaçışıp sığınacak bir köşe ararken ben kafamı gökyüzüne kaldırdım, ağzımı açtım ve damlaların ağzıma, yüzüme, oradan kayarak boynuma akmasına müsaade ettim.Kollarımı iki yana açtım ve kucakladım mevsimin tüm güzelliğini.O yüzden midir bilmem ama bu yeni haftaya coşkuyla ve sevinçle girdim.

 

Yağmurla yaşadığım bu olağanüstü aşktan sonra aklım eski günlere gitti;İzmir'de yaşıyorum, Karşıyaka' da.Ancak bundan beş yıl öncesine kadar Göztepeliydim.O yıllarda özellikle bahar aylarında hani havanın ne çok serin ne de çok sıcak olmadığı günlerin gecesinde yapmayı en çok sevdiğim eylem gecenin bir yarısı, el ayak çekilince kendimi sokaklara atmak olmuştur.Tek başıma dalardım ara sokaklara.Perdesi, penceresi, hele bir de eski evlerdense illa da sokak kapıları açık evlerden içerileri, içerideki yaşamları seyre dalardım.

 

Bir evden çocukların canhıraş bağırtılarına karışan annenin isyanı gelir kulağa, evin beyi televizyonun karşısındadır kesin ve maç özetlerini almaktadır.Bir başka evde belli ki komşular gelmiştir.Erkekler bir köşede toplaşmış, ihtimal birbirlerine duydukları en son bel altı fıkraları yan taraftaki hanımlarına kaçamak bakışlar atarak anlatmakta, hanımlarsa ellerinde işleri bir yandan dedikodu yaparlar bir yandan da sağa sola koşturan çocuklarına müdahale etmektedirler.

 

Hop! geçiyoruz yan tarafa, biraz da oraya misafir olalım.Aman Tanrım! O da ne? Balkonda çilingir sofrası, evin beyi kurulmuş yüzünde gururlu bir gülümseme, burnuma mis gibi zeytinyağına bulanmış domates ve soğanın kokusuna karışmış, kızartmalardan artık dibi iyice kararmış sapı kırık kızartma tavasında inadına gevrek gevrek kızarmış balığın kokusu geliyor, ha bir de evin beyinin arada bir dibini masaya vurduğu dışı terli çay bardağındaki rakı...Benim takılıp kalmış bakışlarıma karşılık beyefendi tüm kibarlığı ile kadehini bana kaldırıyor.Oh be, tadı da pek güzel geldi, içmiş kadar oldum, afiyet olsun,Allah huzur ve mutluluğunuzu daim eder inşallah!

 

 Ne de güzeldir o ara sokaklardaki aralık perde ve açık pencerelerin ardındaki yaşam, ne kadar doğal...Büyük şehirlerde yaşıyorsanız bu güzellikleri gerçekten sadece ara, arka sokaklara sıkıştırılmış küçük mahallelerde yakalarsınız.Korkmadan o mahallelere dalın, insanlar hala dost, hala sıcak.Bizim o lüks apartman katlarımızdaki soğuk dünyamız- dan, yüzeysel ilişkilerinden, arkanızı sürekli kollar vaziyette yürümek zorunda hissettiğiniz caddelerinden daha canlı ve daha gerçektir.

 

İşte bu hafta sonu uzun süredir terk ettiğim ara sokaklarıma geri döndüm. Eskinin canlılığı olmasa da ve ülkemiz koşullarına, yaşadığımız sıkıntılara, savaşlara, genel hüzün havasına inat devam eden bir coşkuyu yakaladım, hayatı yakaladım o canım, dostum sokaklarımda...

 

Bu konuda beni tekrardan canlandıran da evime temizliğe gelen ama bir temizlikçiden çok akıl hocam olan Saniye Hanım' ın anlattığı bir anı oldu.Saniye hanım Doğudan göçüp gelen biri evli beş çocuklu, okuması yazması olmayan ama dünya görüşü ile benim duvarda asılı üniversite diplomamın beş para etmediğini bana her fırsatta hissettiren ilginç bir Kürt kadınıdır.Bana geldiği günlerin yarısı o yarım Türkçe'si ile yaptığı ama bana da çok şeyler katan sohbeti ile geçer.Köyünden gelirken yanında getirebildiği tek eşyası köy yaşantısını içeren anıları  olmuştur ve onları tüm iyi niyeti ve canlılığı ile benimle paylaşır, bununla da hep övünür. Neyse hikayesi aynen şöyleydi;Uzak akrabalarından biri tıp eğitimini tamamladıktan sonra ihtisasını yurtdışında tamamlamış ve oradan da bir hanımla evlenerek yurda geri dönmüştür.Evin, şehrin, ülkenin yabancısı hanıma yardımcı olması için de Saniye Hanım' dan ricada bulunur. Bizimkisi gider gitmesine de evin hanımının ürkek, sıkılgan ve biraz da ağlamaklı halinden pek bir içlenir.Saniye Hanım inatçıdır.Önce vatan hasretinden, sonra dinden açar konuyu, konu konuyu takip eder, alttan girer üstten çıkar ve evin hanımının güvenini kazanır.Akrabası şaşkındır. Hanımının bu kadar çabuk Saniye Hanım' a güvenmesi ve dost olmalarına akıl sır erdiremez ama karışmaz da...Bir gün Saniye Hanım evin hanımını evine akşam yemeğine misafir etmek istediğinden bahseder.Adam şaşırır, hanımının gelmeyeceğini söyler.Ama düşünülenlerin aksine evin hanımı kalkar gider Saniye Hanım' ın iki göz fakirhanesine.Sofraya otururlar.Bu arada eve sürekli mahalleden insanlar girip çıkmaktadır.Misafir bundan rahatsız olur.Saniye Hanım bu, kaçar mı hiç ondan? Döner misafirine :"Bu insanlar sanma ki seni merak ettikleri için gelmektedirler.Bizim evlerimiz- de kapılarımız hiç kapanmaz.Konu komşu, ağlamak, gülmek, konuşmak, susmak isteyen herkes eve girer.Masamdakini, tabağımdakini, bardağım- dakini ve en çok da yüreğimizdekileri paylaşırız Allah ne verdiyse.Biz böyle çoğalır, büyürüz ve mutlu oluruz.Paylaştıkça varız.Yoksa bir kuru daldan, bir taş parçasından farkımız olmaz bu koca ve yalnız dünyada... Gel, rahatla ve ekmeğimizi paylaş bizimle!" der.

 

İşte böyle sevgili dostlarım, hepimizin evimizin ve yüreğimizin kapılarını açık tutacağımız günlere kavuşabilmemizi umarak yeni haftanın mutluluk ve huzur getirmesini diliyorum.

 

Hepiniz sevgiyle ve sağlıcakla kalın dostlarım.

 

G.Neşe Alphan

 

 
Her Hakkı Saklıdır.Dr Tuncay Filiz 2000