Hasret dolu kocaman bir merhaba,
Hasret diyorum ama sanki gruba son satırımı daha bir
saniye önce yazmışım da kaldığım yerden devam ediyor
gibiyim. Aslında her anımızın eşzamanlı olarak
yaşandığını düşünecek olursak pek de yanlış bir
duyumsama olmayacak benimkisi.
Bu anlık süreçte neler deneyimledik her birimiz , iç yolculuğumuz
nasıl geçti/geçiyor bilmiyorum ama herşeyin bütünün
hayrına olması temennisiyle bir arkadaşımın
anlattıklarını sizlerle paylaşmak istedim.
Günlerden bir gün, gecelerden bir gece sıkıntılarının ve hüznünün
ortasında kaybolmuşluk duygusuyla boğuşurken , o bir
türlü gelmek bilmeyen uykunun derinliğine dalar
kadın/insan kardeşimiz. Yağmurun çiseleme yağdığı ,
dar ara sokaklarda dolaşmakta iken bulur kendini ,
gözlerini yumar yummaz. Evrenin ona hazırladığı
sürprizden habersiz ana caddede yürüyüşünü
sürdürdüğü sırada , daha önceden arşınladığına emin
olduğu ara sokaklardan hayatındaki insancıklar
çıkmaya başlar karşısına. Kimi rahmetli ,kimi küslük
,kimi hala sıcak ,kimi uzak ama hep bir sevgi
kıvılcımıyla yaşamına giren insancıkları... Onlarla
tekrar karşılaşmaktan mutluluk duyması gerekirken
buruklaşır birden. Bir şeyler yanlıştır, onunla
konuşmaya çalışırlar , o susar , ellerini uzatırlar
, o kaçar... Kalabalığı rağmen içinde gittikçe
büyüyen yalnızlık , sevgisizlik , hayal kırıklığı
duygularına engel olamaz bir türlü. O konuşmasa da
sanki anlar bazıları aklından ve yüreciğinden
geçenleri de tek çözüm bir erkek arkadaşmış gibi
karşısına sıralayıverirler buldukları tüm adayları.
Bu tablo onu daha da derinden sarsar ve
anlaşılamamanın ıstırabıyla başlar hıçkırıkları
boğazına düğümlenmeye. Koşmaya başlar hızla , yağmur
gözyaşlarına karışırken, ardında koca bir yabancı
kalabalıkla içindeki fısıltıya engel olamaz :
“Hepiniz beni sevdiniz ama hep bir eğeriniz vardı.
Eğerleriniz olmadığında yargıladınız ve yalnız
bıraktınız. Ne çocukça şımarmama izin verdiniz , ne
hoyratça gülmeme , ne salya sümük ağlamama , ne
karşınızda dimdik ayakta durmama. Ya da ben
sevginizi dilendiğim için hep siz vardınız önce... “
Sonra içfısıltısı kocaman bir haykırışa döner ve “
Beni yargılamadan , YARADAN’ın koşulsuz sevgisiyle
sevecek bir insana ihtiyacım var!...” diye bağırmaya
başlar. Hıçkırıklarını artık salmıştır , gözyaşları
oluk oluk akar yanaklarından. Herkes şaşkındır ,
kendisi dahil... Yüzü olmayan bir adam dikelir
karşısında ve onun yüzünü avuçlarının içine alarak “
kim seni bu kadar incitti , kim yaraladı ?” diye
sorar. Bekler , bekler , bekler... Bizim kadın/insan
kardeşimizin dudaklarından tek bir hece dökülür ;
BEN!... Birden kalabalık dağılır, adam kenara
çekilir ve ona doğru bir grubun geldiğini görür
boşluktan. Uzun boylu , beyazlar içerisinde kadın
erkek tek vücutmuşcasına bir grup. Ellerini
birleştirirler ve oluşan tek güçlü el konar iki
göğsün tam ortasına. O anda beyaz parlak bir ışık
saçılır ortalığa , bulutlar dağılır , yağmur temiz
toprak kokusuna terkeder sahneyi ve grup tek bir
ağızdan konuşmaya başlar :
“ YARADANIN KOŞULSUZ SEVGİSİ SENİN İÇİNDE . YÜCE
SEVGİYİ VE MUTLAK GÜCÜ HİSSET. YARGILAYAN DA SENSİN
YARGILANAN DA, HAYATINA EĞERLERİ ÇEKEN DE SENSİN ,
HAYAL KIRIKLIKLARINI YAŞATAN DA. NE ZAMANKİ KENDİ
İÇİNE DÖNECEK VE GÜZELLİĞİNİ KEŞFEDECEKSİN , O ZAMAN
BEKLEDİĞİN BÜYÜK AŞKI DA BULACAKSIN. ARADIĞIN SENSİN
VE YALNIZ DEĞİLSİN. “
Sonrası bir uyanış , sırılsıklam olmuş yastığından
kalkıp aynaya baktığında gülümseyen ve merhaba diyen
bir çift gözle karşılaşır kadın/insan kardeşimiz.
İşte böyle sevgili arkadaşlarım. Bazen bir rüya ,
bir şarkı sözü , bir film karesi , bazen bir çiçeğin
açışı , bir bebeğin ilk nefesi... Ama hep birşeyler
vardır bize bizi hatırlatan , koşulsuz sevgiyi
hissettiren ve bir kez daha yaşamaya merhaba
dedirttiren.
Hepimizin iç benliğimizle randevusuna biran önce
gitmesi ve büyük aşkı bulması dileğiyle...
Hep sevgiyle ve sağlıcakla,
G.Neşe Ülkü