Ana SayfaTuncay FilizSağlıkLinklerKatılımcılarımızArşivİletişim      



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dördümüzden Biri Hazımsız

         02.03.2008

        Hazımsızlık, son derece sık dile getirilen bir yakınmadır. Hani her dört kişiden birimiz hazımsızlık çekiyoruz desek, yanılmış olmayız.

Hazımsızlık deyince aklımıza öncelikle mide ve bağırsaklarımız gelir. Gerçekten de hazımsızlığa dair yakınmalarımızın büyük bir kısmı bu organlarımıza aittir.

         Çağdaş yaşama dair pek çok sorun da, sindirememek anlamında dile getirilen hazımsızlığa dairdir. Misal; politik, sosyal ve kültürel hazımsızlıklar. Her biri, şu ya da bu şekilde sıkıntı ve gerginliğe davetiye çıkarırlar. Bu yüzden sürüklendikleri yol, bağırsaklarımızın gösterdiği mecburi istikamettir.

         Gerçeğin şimşeği düşüncelerin çarpışmasından doğar. O ışık, herkesi aydınlatmaya yeter de artar. Üstelik; farklılıklardan doğan güzellikleri, gök kuşağının renkleri gibi ortaya serer. Farklılıkları korumak için ayrılıkları ve ayrıcalıkları gidermek gerek! İnsanca bir yaşam için böyle düşünmek… Yanlış mı?  

         Hazımsızlığın arka planında pek çok hastalıklar yer alır. Bunlar; Mide-Yemek Borusu Reflüsü, Gastrit, Peptik Ülser, on iki parmak bağırsağı iltihabı(Duodenit), mide ya da on iki parmak bağırsağında parazitlerin yaratmış olduğu hastalıklar,  sindirim sistemini tahriş eden ilaçlar, safra kesesi ve pankreas hastalıkları, Şeker Hastalığı, Kronik Böbrek Yetmezliği, sindirim sistemine ait tümörler, Laktoz İntoleransı ve nihayet ruhsal sorunlardır.

         İlaçlar

         Hazımsızlığa neden olan ilaçların başında romatizma ilaçları gelir. Bunlara steroid olmayan anti enflamatuvar ilaçlar denir. Aspirin hiçbir zaman mide ile barışık değildir. Aspirin, mide ve on iki parmak bağırsağına ait kanamaların önde gelen nedenidir.Başta eritromisin grubu olmak üzere antibiyotiklerin büyük bir kısmı, sindirim sisteminde tahriş edici etkiye sahiptir. Bağırsak parazitlerini tedavi etmek amacıyla kullandığımız metronidazol de öyledir. Kalp hastalıklarının tedavisinde kullanılan digoksin, teofilin grubu ilaçlar hazımsızlık yaparlar. Demir, B kompleks vitaminleri ve C vitamini de hazımsızlığa yol açan ilaçlar arasındadır.

         Laktoz İntoleransı süt ve süt ürünlerine karşı tahammülsüzlüğü ifade eden bir tanımdır. Bu rahatsızlığa maruz kalanların bünyesinde laktozu parçalayan Laktaz enzimi eksiktir. Enzim eksikliğinin derecesine göre yakınmalar, değişen şiddette ortaya çıkarlar. Bu yakınmalar, karında hafif bir gerginlik halinden, çok şiddetli gaz sancılarına kadar değişebilir. Süt ve süt ürünlerine karşı duyarlığın farkına varılmaz ise bu sıkıntılar, yıllar boyu sanki kadermiş gibi sineye çekilir ve gereksiz yere bir avuç ilaç tüketilir.

         Bu nedenlerden dolayı hazımsızlık, hafife alınmaması gereken ve dikkatle yorumlanması gereken bir sıkıntıdır. Saymış olduğum, hazımsızlığa neden olabilecek tüm olasılıklar kesin olarak dışlanır, ancak ondan sonra bir tedavi planı oluşturulur. Hazımsızlık yakınmaları arasında alarm bulgular olarak adlandırdığımız bazı bulgular vardır ki bunlardan bir tanesinin dahi mevcudiyeti, ciddi bir şekilde sorgulamayı gerektirir.

        

Alarm Bulguları

         *Kansızlık

         *Zayıflama

         *Kanama

         *Gece uyandıran ağrılar

         *Kusma

         *Yutma zorluğu

         *Sarılık

        

Şunlardan sakının

         *Sigara

         *Alkol

         *Kolalı içecekler

         *Kahve

         *Baklagiller

         *Lahana

        

Ne yapmalıyız?

         *Az ama sık yiyin

         *Yağlılardan uzak durun

         *İlaçlarınızı gözden geçirin

         *Dar giysiler giymeyin

         HP bakterisi

         Hazımsızlığın yanısıra mide ve on iki parmak bağırsağında Helicobakter Pylori adlı bakteri tespit edilirse tedavi edilmelidir. Bakteri, hiçbir yakınma olmadan tesadüfen ortaya konulmuş ise tedavi gerekmeyebilir. Aslında bu sorun gerek etik, gerekse bilimsel olarak tartışmalıdır. Bakterinin tedavisi ile düzelen ya da ileri derecede rahatlayan hastalarımız mevcuttur. Bu bakteriyi kısaca HP olarak tanımlıyoruz.

         HP bakterisinin görülme sıklığı, ülkelerin gelişmişlik düzeyi ile doğru orantılıdır.  Gelişmiş ülkelerde daha az, gelişmekte olan ülkelerde ise daha sık görülmektedir. Bu bakteri sadece midemizi örten hücreler üzerinde çoğalır, vücudumuzun bir başka bölgesinde çoğalmaz. Üzerleri de mide salgısı ile örtüldüğünden antibiyotiklere karşı doğal bir direnç kazanmış olurlar. İşte bu nedenle tedavide birden fazla antibiyotiği kombine ederek kullanırız.

         HP tedavisinde kullandığımız antibiyotikler; sıklık sırasına göre Amoxilin, Klaritromicin ve Tetrasiklin’dir. Metronidazol isimli ilaç ise esasen Giardia tedavisinde kullanılmakta olup, özellikle ülkemizde tercih edilmektedir. Bu, parazit hastalıklarına daha açık olmamızdan ileri gelmektedir. Tedavi için kullanılan diğer ilaç Bizmut bileşiğidir. Tüm bu ilaçlarla birlikte vazgeçilmez olarak kullanılan ilaç ise Omeprazol’dür.

HP tanısı, endoskopi ile ya da laboratuar testleri ile konur. En sağlıklı ve doğru olanı endoskopik yöntemdir.  Bu yöntemde hızlı üreaz testi yapılır ve ayrıca mideden küçük örnekler alınır. Hızlı üreaz testi CLO testi olarak da bilinir.

         Aslında HP tedavi ilkeleri, peptik ülser diye hepimiz tarafından bilinen hastalığın klasik protokolüdür. Bu protokol, HP pozitif ülserler için geçerlidir. Az da olsa HP negatif ülserler söz konusu olabilir. Ancak bunlar için antibiyotik tedavisi uygulamak gereksizdir.

         Hazımsızlık sorununda laboratuar incelemeleri yapılır. Bunların başında tam kan sayımı ve dışkıda gizli kan taraması gelir. Ayrıca tüm batın ultrasonografisi yapılır. Böylece muhtemel organ hastalıkları dışlanır. Tüm veriler “normal” ise artık fonksiyonel bir hazımsızlıktan söz edilir. İhtiyaç halinde batın tomografisi ya da manyetik rezonans taramaları yapılır.

         Hazımsızlık yeni başlamış ve tanımız, fonksiyonel hazımsızlık ise verdiğimiz tedaviye kısa sürede yanıt alırız. Rahatsızlığı provoke edebilecek sorunlar giderildikten sonra bazı ilaçlar öneririz.

Hazımsızlığın takip ve tedavisinde yaş faktörü de çok önemlidir. Genç yaşlar için biraz daha rahat davranırız. Ancak 45 yaşından sonra üç kere düşünmek zorundayız. Çünkü bu yaştan sonra başlayan bir hazımsızlık, mide kanseri ve benzeri tehlikeli hastalıkların işareti olabilir.

         Reflü ve ülser taklitçisi hazımsızlıklar, bu hastalıkların tedavisinde kullandığımız ilaçlara olumlu yanıt verirler. Bu amaçla en sık kullandıklarımız, mide asit pompasını bloke eden ilaçlardır. Ancak bu ilaçları asla gelişigüzel kullanmayın, mutlaka doktorunuzun onayını alın.

 
                                                                                     Sayfa Başı                    Ana Sayfa