Tüm Dostlara Merhaba,

Bu hafta sizlerle küçük bir sevda masalını
paylaşmak istiyorum.Mekan, isim ve zamanlar kişilik
hakları adına değiştirilmiş olup, bende saklıdır.
Küçük Bir Sevda Masalı
Yer:İZMİR
Tarih:Baharın en güzel ayı Nisan' dan bir gün.
Baharın en güzel zamanı, dışarıda güneş pırıl
pırıl parlamakta, ağaçlar,çiçekler, hava ve
su topyekün tabiatın tüm güzelliklerini aşkı yaşamaya
hazır insanoğlunun kucağına sunmakta.
Ama kadın telaşlıdır ve yüzündeki mutsuzluk,
umutsuzluk ifadesi ile işyerinde bir aşağı
bir yukarı dolanmakta.Üst üste yaşadığı
olumsuzluklar ve gittikçe artan gerginlik canını sıkmakla
kalmamış, içini de acıtmış.
Günün sonunda bilgisayarının başına geçtiğinde
posta kutusuna düşmüş yazılar dikkatini çekiyor.Okuyor,
okudukça yüzünde tatlı bir tebessüm oluşuyor.Yazıların
satır aralarına gizlenmiş enerji, alıp kadını
kavrıyor. Kadın yüklendiği enerji ile arkasındaki
pencereden dışarıya bakmayı akıl ediyor ve tabiatın
uyanışıyla karşılaşıyor.Biraz heyecan biraz da
kızgınlıkla; bu uyanışı bu ana kadar fark
edememiş olmanın kızgınlığı ile...
Yazılar bir arkadaşından, ona da bir başka
arkadaşından gelmiştir.Kadın önce kendi arkadaşına
teşekkür yazısı gönderiyor sonra da o hiç tanımadığı
insana; dolaylı da olsa yüzünde tebessüm oluşturduğu
için bir teşekkürü hak etmiş olan insana... Ve
gece olduğunda kadın evine, kendi küçük ama
huzurlu dünyasına geri dönüyor.
Sabah ilk işi kadının, posta kutusuna bakmak oluyor,
her sabah rutine bindirdiği gibi.Sonra tanımadığı o
insanın ,teşekkürüne yanıtı ile karşılaşıyor.Garip bir heyecanla yazıyı ve ekindeki irili
ufaklı hikayeleri okuyor.O hiç tanımadığı insan
onunla kendisine gelen yazıları paylaşmak istediğini
belirtiyor.Kadın içinde hissettiği sıcaklıkla:"Seve
seve, ben de hayata dair güzellikleri içinde barındıran
yazıları sizinle paylaşmak isterim. Kalabalığın
içinde yaşadığımız yalnızlıklarımızı bir
nebze de olsa yok edebileceksek ne mutlu bize "
diye yanıtlıyor adamı.Ve haftalar sürecek yazılar
yoluyla duygu alışverişi başlamış oluyor.
Aradan geçen zaman sarfında tatlı bir heyecanla
karışık garip bir merak sarıyor masalımızın her
iki kahramanını:"Yazılarından tanıdığımız
insan kimdir?Neye benzer, nasıl bir yaşam sürmektedir?"
Yüz yüze gelmek, karşılaşmak adına ilk teklif
ve daha sonraki pek çok teklif adamdan gelir ama kadının
yanıtı hep çok kesindir:"Hayır, yazılardan
birbirimizi tanıdığımız kadarıyla yetinelim.Daha
fazlası hayal kırıklığı yaratmasın, çocuksu
bir heyecanla oyuna dönüştürdüğümüz bu gizemli
yazışma devam etsin, büyü bozulmasın!!!"
Kendilerine gelen yazıları paylaşmanın dışında
yaşadıklarını, hissettiklerini, sevinçlerini ve hüzünlerini
de paylaşmaktadırlar ve gün gelir birbirlerine
duydukları ihtiyaç ve merak dayanılmaz bir hal alır;
adam için de kadın için de...
Ertesi gün kadının doğum günüdür, bir
vesileyle adama bunu çıtlatmıştır- kapıyı
aralamıştır bir başka deyişle.Adam da sorar:
" Yarın için sana iki seçenek sunuyorum:
1. Gülleri çiçekçi ile mi yollayayım?
2. Gülleri ben mi getireyim?"
Kadının avuçlarının içi terlemiştir,
heyecandan sesindeki titremeye engel olamaz,çocuksu
bir coşkuyla ve tüm cesaretiyle yanıt verir:
"İlla da çiçek gelecekse papatya olmalı ve
illa da çiçek gelecekse seninle gelmeli..."
Ertesi gün öğle yemeği için randevulaşılır, heyecan
ve doruk noktasındaki merak her ikisini de
sarmıştır.
Bugün kadının doğum günü, sabahtan beri eş
dost akraba sağ olsunlar onu tebrik için aramışlardır,ama
kadının aklında tek bir şey vardır; öğlen yemeğinde
artık yüzleşeceği o adam.Zaman bir türlü geçmek
bilmez. Büyük Ozanın şiirindeki gibi yolun yarısını
devirmekte olan kadın genç kızlık dönemindeki gibi
heyecan hissetmektedir içinde ve tüm vücudunun
titremesine bir türlü anlam veremez.Saatler
dakikalara, dakikalar saniyelere dönüşüp de o an
geldiğinde kadın son bir kez kendine çekidüzen
verir ve işyerinden dışarıya çıkar.Arabayı görür
ama içindekini seçemez, mantığı geri dön diye bağırdıkça
o kalbinin sesine kulak verir.Yanaşır, eğilir, kapıyı
açar, kısık bir ses tonuyla merhaba der ve arabaya
biner. Uzun bir sessizlikten sonra birbirlerine
titreyen ellerini uzatırlar.Tekrar
"MERHABA"...
Adam önce bir buket kırmızı gül uzatır, ortasında
tek bir büyük papatyası olan.Kadın buketi kucağına
alır teşekkür eder ama yüreği buruktur;hani kır
papatyası istemişti???Adam tekrardan arkaya uzanır,
bu sefer de kucak dolusu kır papatyasını kadının
kollarına bırakıverir.Artık kadın rahatlamıştır,
mutlu bir gülümseme ve daha bir coşkuyla tekrardan
teşekkür eder.Adam anlatmaya başlar; girdiği ilk
çiçekçide papatya bulamamış kendince bir formül
geliştirip, çiçekçinin tüm itirazına rağmen güllerin
ortasına bir büyük papatya kondurmuştur,sonra
arabasını durdurduğunda önündeki çiçekçiyi fark eder,
tezgahında rüzgarla salınan bir sürü papatyanın
olduğu çiçekçiyi...Kadın sükunet ve mutlulukla
adamı dinlemekte, bir yandan da kaçamak bakışlarla
adamı süzmektedir. Beraber yola koyulurlar, nezih
bir restaurantta güzel bir köşede ayırtılmış
masalarına kuruluverirler.Siparişler verilir, şarap
kadehleri havalanır ve tanışmanın şerefine
buluşturulur.Güneş onların sıcaklığını kıskanırcasına
ortalığı ısıtmakta, kuşlar seslerini duyurmak için
çırpınmakta ve tüm bahar çiçekleri içlerinde
saklı güzelliği fütursuzca onlara sunmaktadır.
Yemek boyunca devam eden sohbet inanılmazdır ikisi
için de, zamanın nasıl geçtiğini anlayamazlar
bile, üstelik heyecandan yemeklerine de dokunamamışlardır
ve heyecanlarını birbirlerine tüm çocuksu
saflıkları ile de itiraf ederler.
Dönüş yolunda tekrardan görüşmek istediklerini
birbirlerine söyledikten sonra vedalaşırlar bir
sonraki buluşmaya kadar;kadının aklında adamın pırıl
pırıl parlayan gözleri, adamın aklında da kadının
coşkulu gülümsemesi kalarak...
Bu seferlik burada kesiyorum dostlarım, arkası yarın
belki de haftaya...
Hepiniz sevgiyle ve sağlıcakla kalın.
G.Neşe Alphan