Merhaba Dostlarım,
Önce
hepinizden özür dilemek istiyorum,bu haftaki yazımı
geciktirdiğim için.Ancak üç günlük tatili 38 derece ateşle
yatak döşek geçirince, hele bir de size bakan ve tüm nazınızı
çeken anneniz başucunuzdayken istirahat etmenin dışında bir şey
yapamıyor insan.
Bir 29
Ekim'i daha coşkuyla kutladık, hepimize kutlu olsun,
olsun da bence 29 Ekim'den 29 Ekim'e Cumhuriyetimizi
kutlamak yerine çağdaş medeniyetler seviyesinde,
insanca hak ettiğimiz gibi yaşamamızı sağlayan, değil
5 yıl 50 yıl sonrasını görerek hareket eden O Değerli
İnsan M. Kemal Atatürk' ümüzün bize kazandırdıklarına
sahip çıkmamız gerekmez mi?Demokratik platformlarda
sesimizi duyurmak, bu ülkenin yaşayanı olarak
üzerimize düşeni yerine getirmek ve Şehitlerimizin
Kanları ile sahip olduğumuz tüm değerlere canla başla
sahip çıkmamız gerekmez mi?Önce düşünen varlıklar
olduğumuz için, sonra da gerçekten muhteşem bir kültür
hazinesine sahip olduğumuz için, yüreğimizde sevgi,
görebilen bir çift göz ve konuşabilen bir ağzımız
olduğu için, hadi elele verip doğru olanı
yapalım.İşimize geleni değil, olması gerekeni
savunalım ve ülkemize sahip çıkalım.
Evet dostlarım
şimdi de geçen haftadan başladığım masalıma devam etmek
istiyorum, siz de ister misiniz?
Peki!...
Küçük bir sevda
masalımızın iki kahramanı o ilk karşılaşmanın ardından
hayatlarında yeni bir dönemin başladığını anlamışlardır.Çok
sık bir araya gelen kahramanlarımız kendileri ve geçmişleri
ile ilgili daha çok şey paylaştıkça önlerinde açılan cennetin
kapısını görürler ve kapının ardındakileri...
Hayatları
birbirine hep teğet geçmiştir.Aynı okuldan mezun olmuşlardır,
aynı mahallede büyümüş, aynı sokaklarda ergenlik dönemlerini
geçirmişlerdir.
Kadın bu
tesadüflere anlam veremez, adam da...Bu kadar çok ortak payda
da birleşen bu iki insan neden, neden şimdi karşılaşmışlardır?
Kadın adamı her
an, adam da kadını her an hissetmektedir.Ayrı oldukları zaman
sıkıntılarını, sevinçlerini hissetmek, beraberken de
kelimelere ihtiyaç duymadan saatler boyu sohbet etmek...Sanki,
sanki ikisi de birbirlerinin öbür yarısı gibidirler.
Kadın
arkadaşlarıyla bu mutluluğunu paylaştığında adamdan ruh ikizim
diye bahsetmektedir.O kadar mutludur ki ve bunu etrafına o
kadar güzel yansıtmaktadır ki; ben dahil tüm arkadaşları
kadını gıpta ile izlemiş, yeri geldiğinde kıskanmış ve bunu da
o kadına itiraf etmişizdir.
Buluşmalarının
sonunda adam kadına hep şöyle der : "Ben sende kaldım, sen de
bende, o yüzden bebeğim bana iyi bak..."
Yaşananlar
yaşananları, paylaşılanlar paylaşılanları, zaman zamanı
kovalar...Gün gelir iki kahramanımız da dönüm noktasında
hissederler kendilerini.Artık bir karar vermek
zorundadırlar.İkisi de çok mutludur, birbirlerini geç
bulmuşlardır, kaybetmemek isterler. Ama?
Ama?
Ama, her ikisi de
evlidir, boyunca çocukları vardır.Birbirlerini bu kadar çok
sevmiş olmaları, kendi mutlulukları adına dört kişinin
mutsuzluğuna sebep olmalarını gerektirmez.Her ikisinin de en
az on beş yıllık bir hayat dilimini paylaştıkları eşleri,
gözlerinin içine bakan ,kendilerine bir anne ve babadan çok
arkadaşları gibi gördükleri çocukları...Onları, onlarla
paylaşılanları, huzur, saygı her şey her şey bir sevgi uğruna
silinebilir mi?Yok varsayılabilir mi?Peki ya sevgileri, o yok
sayılabilecek mi?
Birlikte karar
verirler:" Büyük bir sevgi yaşıyoruz,pek çok insanın hayatı
boyunca belki bir kez yaşayacağı belki de hiçbir zaman
tadamayacağı bir aşkı yaşıyoruz.Bir bütün olmanın, aynı
zamanda da bir bütünün parçaları olmanın ve yine de tek
olmanın inanılmaz mutluluğunu paylaşıyoruz.Sevgimizi
yüreğimize gömüp hasretimizle, ama yüzümüzde hep mutlu bir
gülümsemeyle, yaşamımızı sürdürmeliyiz.Bir gün, belki bir
gün?..."
Masalımızın her
iki kahramanı da şu anda farklı şehirlerde yaşamaktadır.Aradan
geçen zamana rağmen birbirlerini unutmadıklarına bizzat ben
tanığım,İşim gereği yaptığım seyahatlerde her ikisini de
aksatmadan ziyaret ederim.Bana, cümlelere dökmeden nasıl
olduğunu sorarlar.Ben de kelimelere ihtiyaç duymadan iyi
oldukları mesajını veririm.Yüzlerinde buruk ama yine de
coşkulu bir gülümseme belirir.Her ikisinin de birbirlerinden
habersiz söylediği bir cümle vardır; bunu ilk kez bu
satırlarda itiraf edeceğim; "Öldüğümde, son nefesimi verirken
iki dudağımın arasından çıkacak tek kelime onun adı olacak..."
Dostlarım, bu
yazıyı yazmadan önce her ikisinden de onay almıştım.Onlara
söylediğim tek bir şey vardı:"Sevgileri tanımadığımız,
tanımadığımız için tükettiğimiz, aşkları kağıt bardaklar gibi
kullanıp çöpe attığımız bu çağda, beklentisiz sevmenin, aşkı
yaşadığımız kişiye değil de yaşadığımız aşka sahip çıkmanın
erdemini gösterebilmeyi başarabilmiş olan sizler
yaşadıklarınızı herkesle paylaşmalısınız.İsimler, mekan, zaman
önemli değil, yaşanan gerçek aşk önemli, bunu herkes bilsin ve
tüketilmemiş, gerçek aşka dair umut olduğunu görsünler."
Masalımızın
kahramanlarının ileride bir gün aşkı tanımaya çalışan
torunlarına anlatabilecekleri gerçek bir sevda masalı
olacak.Peki ya bizlerin???
Dostlarım, hepimizin diğer yarısı bir yerlerde bizdeki
yarısını arıyor.Önce kendimize sonra da başkalarına dürüst
olduğumuz, duyarlılığımızı kaybetmediğimiz, saygıyı
esirgemediğimiz, sevgiye inandığımız ve gerçekten
aşkı yaşadığımız kişiye değil de yaşadığımız aşka sahip
çıkabildiğimiz
zaman hepimizin bir sevda masalı olacaktır.Yeter ki isteyin...
Hepiniz sevgiyle
ve sağlıcakla kalın dostlarım.
G.Neşe Alphan
|