|
Küresel Salgın Obezite
|
27.05.2008 |
Zayıflama uğruna neler feda etmiyoruz ki günümüzde. Sarfettiğimiz
para ve pulu bir kenara koyalım da asıl ilaç ve turbo rejimler ile
feda ettiğimiz sağlığımızı düşünelim. Ancak, biz düşüne dururken
çoktan meta olmuş obezite. Pazarı ise bilimsel içerikten yoksun
yayımlar ile desteklenmekte.
Doktor önerisi ya da bilgisi dışında eczanede, markette hatta
işportada zayıflama ilaçları satılıyor. Pek çoğu Tarım ve Köy İşleri
Bakanlığının ruhsatı ile raflara istif olmuş. Hem de müthiş iddialı
etiketler ile. Oldu mu ya? Böyle bir ruhsatla insan sağlığına nasıl
müdahale edilir? Açık söyleyelim, insan hayatına nasıl kastedilir?
Ne o? “Bitkisel içerikli” diyerek hak veren mi var? Geçin artık bu
safsataları. Çünkü unutmadık yosun kaplı kapsüller ile yapılan
katliamları.
Obezite ile mücadele gebelikte başlamalıdır. Gebeliğin ilk
aylarından itibaren yeme içme disiplini sağlanmalıdır. Hamilelikte
asla sigara ve alkol tüketilmemelidir. Az fakat sık aralıklar ile
beslenmeli, aşırı kilo alınmamalıdır.
Bebeği emzirme süreci mümkün olduğunca uzatılmalı, katı gıdalara bir
o kadar geç başlanmalıdır. Çocuklar, başarılarının karşılığı olarak
şeker, çikolata ya da çiklet gibi yiyeceklerle
ödüllendirilmemelidir. En başta anne ve baba olmak üzere tüm aile
fertleri düzenli beslenme hususunda çocuklara örnek olmalıdır.
Obezite, vücudumuzda normalden fazla yağ depolanması ile
gelişir. Temel mekanizma, gıdalar ile aldığımız enerjinin harcamış
olduğumuz enerjiden fazla olmasıdır.
Buna beslenme alışkanlığı, hormonlar ya da soya çekim neden
olabilir. Ülkemizde her 5 kişiden 2 kişinin obez old ınlarda
erkeklerden daha fazla görülmektedir.uğu bildirilmektedir. Obezite,
dünyanın her yerinde kad
“Obezite bir hastalık mıdır?”
sorusu tartışmalıdır. Ancak
yanıtı ne olursa olsun başta kalp hastalığı olmak üzere pek çok
hastalıklara yol açarak insan hayatını tehdit eden son derece önemli
bir sorun olduğu gerçektir. Obezite, Dünya Sağlık Örgütü tarafından
en riskli 10 hastalıktan biri olarak gösterilmektedir.
Psikolojik şişmanlık
Ruhsal bozukluklardan ileri gelen şişmanlıklar da az değildir.
İnatçı bazı şişmanlıklarda bu gerçek göz ardı edilemez. Aşırı
üzüntüsü olan pek çok kişi yemek yemeye yönelerek rahatlama yolunu
seçebilir. Kronik hastalığı olanlar, çabuk iyileşme kaygısı ile
aşırı yiyebilirler. Bu davranışlar, farkına varmadan hızlı
şişmanlamaya neden olur.
Obezite tedavisinde izlenecek
tek yol vardır: Oluşum mekanizmasını tersine çevirmek!
Yani süreci ters işletmeye gayret etmek. Bu ise besinlerle alınan
enerjiyi azaltıp, günlük yaşamda harcanan enerjiyi arttırmakla
mümkündür.
İlaç tedavisi ile zayıflatma, son derece ender başvurulan bir
yöntemdir. Bu daha çok obesitenin hayati risk oluşturduğu durumlarda
tercih edilir. İdeal bir ilaç, yağ dokusunu eritmeli, yağsız dokuyu
ise korumalıdır. Bu amaçla Orlistat ve Sibutramin adlı iki
ilaçtan birini tercih ederiz. Ancak bir kez daha anımsatırım ki her
ikisi de masum değildirler. İlki sindirim sistemi üzerinden ikincisi
ise beyin üzerinden etki yaparken yan etkilerini de buralarda
gösterirler.
Beline hakim ol!
Kilo kaybında hedef, toplam vücut ağırlığı değil yağ dokusu
üzerinden olmalıdır. Yağlar ile birlikte kas dokusu da eriyorsa
yanlış iş yapılıyor demektir. Bu tür rejimlere derhal son
verilmelidir.
İdeal kilo kavramı, Vücut Kitle İndeksi ile ifade edilir.
Vücut Kitle İndeksi, vücut ağırlığının metrekare cinsinden boya
bölünmesi ile bulunur.
Kısaca VKİ= Kilo/ Boy ² (m) olarak ifade edilir.
Örnek: Kilo 80 kg, boy 1.68 m ise VKİ=80/1.68 ²= 28.3
VKİ:
18-24.9 normal, 25-29.9 aşırı kilo, 30 ve üzeri Obezdir. 40’ın
üzeri ise morbid obez olarak tanımlanır.
Bel çevresi erkeklerde 102 cm, kadınlarda 88 cm’yi
geçmemelidir. Ne var ki ülkemizde her 2 kadından birinin ve 3
erkekten birinin bu değerlerin üzerinde olduğu bildirilmektedir.
Zayıflama amaçlı egzersizleri mutlaka doktor kontrolünden
geçtikten sonra yapın. Danışmadan gelişigüzel egzersiz aletleri
satın almayın.
Hareketsiz yaşam, abur cubur beslenme, bel kalınlığı ile
karakterize obeziteye neden olur. Bu da insülin direncine yol
açar. İnsülin hücrelerin içine giremez, şekeri yakamaz. Böylece
kanda insülin ve şeker birlikte yükselir.
İnsülin direnci
Pankreas bir yandan aşırı insülin salgılamaktan ötürü
yorulur, diğer yandan kanda artmış yağ asitlerinin tacizine uğrar.
Neticede bu baskılara dayanamaz ve iflas eder. Böylece diabet ortaya
çıkar. Bu şekilde ortaya çıkan diabete Tip 2 Diabet adı
verilir.
Tip 2 Diabet’ i daha düne kadar ileri yaşların hastalığı olarak
düşünüyorduk, oysa şimdi çocuklarımızda da görüyoruz. Bunun tek
nedeninin yanlış beslenme ve şişmanlık olduğunu biliyoruz. Çocukları
abur cubur dan uzak tutun. Tontonluklarını şirin görmekten vaz
geçin.
İnsülin bir yandan aşırı iştaha neden olur, diğer yandan ise yağları
depolar. İşte bu etkiler, zayıflamaya en önemli engellerdir. Sürecin
devamı olarak ortaya çıkan insülin direncini kırmadan zayıflamak
olanaksızdır.
Öfke patlaması
İnsülin direnci yerleşirse kan şekeri çok farklı değerler gösterir.
Dengesiz yükselme ve düşmeler birbirini izler. Şekerin saati saatine
uymaz. Bu ise mizaca yansır. Kişi gün içinde öfkeli, durgun, uykuya
eğilimli ya da mülayim tavırlar sergiler. Karışık mizaç, sahibini de
çevresini de zor durumlara sokar. Hani pozitif ve negatif enerjiden
söz ederiz ya işte tam da bunların sebebi olur insülin direnci.
İnsülin direnci pratik olarak açlık kan şekeri ve açlık insülin
tahlilleri ile ortaya konur. Açlık kan şekeri 110 mg/dl, açlık
insülin 13 mü/ml üzerinde ise tanı; büyük olasılıkla insülin
direncidir.
Ne yapmalıyız?
Az
ve sık yiyin
Kepekli ekmek tercih edin
Meyve, sebze tüketin
Spor yapın
Alkolü azaltın
Bol su için
|