Zordur köprüleri
yakmak...Sıradan sabahların mahmurluğuna alışmışlar
için, bir şafak vakti aniden geçmişinden
ve bugününden vazgeçmek ve içinde her nasılsa saklamayı
basarmış bir yarın heyecanının kanadına tutunarak
havalanmak cesaret ister.Kurulu düzen öylesine rahat,öylesine
huzur doludur ki ,ruhuna gömülü çocuğu,yıllarca kınında
beklemiş keskin bir kılıç gibi uyandırıp dört nala
derlemek,yaman bir karara dönüşür.Zordur insanin
onca zaman bunca emekle kurduğu ne varsa hiçe sayıp,mağlup
ama mağrur bir komutan edasıyla yeni seferlere
niyetlenmesi...Bugüne yenik düşenler,yarını sadece
hoş bir hayal olarak düşleyip ,dünde yasarlar.Bedel ödemeyi
göze alanlar ise, yelkenleri atlastan gemilerle,arkalarında
külden köprüler bırakarak meçhul bir istikbale doğru
dümen kırarlar....Yıkılan sırat köprüsüdür....
Geçer ve orada kalırsınız: cennetse cennet
,cehennemse cehennem...Dönüsü yoktur.... Lakin zordur
köprüleri yakmak....
Meçhul bir gelecek uğruna bugününden vazgeçmek
korkutur
insanları...Mazinin hatıraları taze,dostluklar sıcak,kurulu
düzen güvenlidir.Köprüleri yakmak cesaret
ister...Ama siz kararsız dururken köprünün karşısından
ışıl ışıl yeni bir hayat umudu inatla gülümser
insana ....Bir elle bugünün yerleşikliğine
tutunurken,oburu ile yarin macerasına uzanmaya çalışır, arada
çırpınır durursunuz.Belki orayı bilmemek,bilmekten
iyidir.Bilip de
gidememek en beteridir çünkü...
Can Dündar