|
Ölüm anında ruh, adına sonsuzluk dediğimiz zamansız bir
aleme girer.
Collin'in de dediği gibi," zaman içindeki tüm anlara
ulaşmak mümkündür; bu anları birbirine bağlayan şey,
zaman değil onları niteleyen enerjinin yoğunluğudur".
Ama ölüm anı, hayatımızın bir tür damıtılmasıdır.
Deneyimlerimizi özlerine indirger ve ölümün ıstırabı,
döllenmenin vecdinde yankılanır.
Eflatuna göre ruh, ölümden sonra yeniden
bedenleneceğini bir rahim bulmak için, bütün sonsuzluk
içinde çeşitli geçmişler, şimdiler ve gelecekler
boyunca seyahat eder; yeni yaşamını geçmiş yaşamının
kalıntılarına göre seçerler.
İster Tibet, ister Hıristiyan, ister Mısırlı olsun, bu
yargılama esasen aynıdır. Collin, 3. yüzyıl Hıristiyan
Azizi İskenderiyeli Macarius'un bir vizyonundan alıntı
yapmaktadır. Bu vizyonda Macarius'un ruhuna üç gün
boyunca koruyucu melek tarafından rehberlik edilir,
tapınması için Tanrı'ya yükseltilir, altı gün boyunca
cennetin hazlarını yaşar, sonra tekrar indirilir ve
son kez yargılamayı beklerken 30 gün boyunca
cehennemde gezinir. Tibet Budist geleneğinde bedenden
kopan ruh alemler arasındaki
alemde birçok vizyon ve deneyim yaşar, bunun amacı
kayda uygun yeni bir bedenin yerini saptamaktadır.
Yaşamlar arasında yaşanan süreçler her zaman cennet
görüntüleri ve hazları kadar, hayali imkansız
cehennemler ve işkenceler; karanlık ve aydınlık
vizyonları da içerir. Bu seçim fırsatı, ebediyet
içinde yaşamlar arası durumda tektir, çünkü ruh bir
kere içinde doğacağı bedeni seçtikten sonra, bir
sonraki fırsat, bir yaşam boyunca bedenli kaldıktan
sonra gerçekleşecek,
bir sonraki ölüme kadar karşısına çıkmayacaktır.
Bir çok din; fiziksel bedenin ölümü ve yeni bir rahme
ve bir sonraki yaşama başlama arasında belli bir
zamanın geçtiğini kabul etmektedir. Bu süre 18 ile 49
gün arasında değişmektedir. Bu yolculuğun
gerçekleştiği boyut, bizim boyutumuzun ötesindedir (ya
da bizim boyutumuzla 90 derecelik bir açı yapmaktadır)
ve ilkine teğet geçen ve eşzamanlı ölüm ve döllenme
anında kesişen bir başka dairede yer almaktadır. Kendi
kuyruğunu yutan dev yılan bezetmesinde olduğu gibi,
ölüm ve döllenme anları birbirinin aynıdır.
Duygu ötesi alemdeki zamanını sıkıştırılmış olmasından
dolayı, tüm bunlar sanki bir anda meydana geliyormuş
gibi gelir bizlere. Bir süreç esnasında tamamen ruh
olduğumuz için, titreşim hızlarımızın inceliği ve
yüksekliği bizi, bildik anlamda bir beden içerisinde
olmaktan alıkoyar. Biz bu nedenle , moleküler bir
dünya denebilecek bir ruh dünyasında yaşarız.
Ölümden dönenlerin ilk gördükleri şey, yaşamlar arası
varoluştur. Tibet Budizm'ine göre, bu, Budalıkta
mükemmelleşmenin "asıl parlak ışığıdır"dır.
Mısır dininde ise bu, "Osiris ile birleşmek"tir.
Hıristiyanlıkta ise
Tanrının tahtına yükselmektir. Bu durumda iken
karmamız, içinde yaşadığımız hayatın dini sembol
diline göre görülüp yorumlanabilsin diye
sıkıştırılmış,damıtılmış ve biraraya toplanmıştır.
Burada sanki, bir ya da birçok yaşam boyunca alınan
içsel ve dışsal milyarlarca görüntü bir ana
sıkıştırılmıştır. Bu gerçekten de, mümkün olan en
güçlü ve en çabuk deneyimdir ve bütün büyük dinlerin
hepsinde önemli bir yer işgal etmektedir. Gerçekten
de, bu anın çok kısa süreli olarak görülmesi
Budizm'deki uyanışı, aydınlanmayı, Sufi üstatlarında
ise "ölmeden önce ölme"
halini meydana getirmektedir.
IŞIK
VE SEVGİYLE |