"Dünya
Sağlık Örgütünün (WHO) 1969’da biyolojik
silahların potansiyel tehdidine yönelik hazırladığı
raporda olası saldırıların sonuçlarına ilişkin
rakamlar yer alıyor. Buna göre 50 kilogramlık antraks
(şarbon) ya da bruselloz (malta humması) bakterileri
taşıyan herhangi bir kap 500.000 kişinin yaşadığı
bir yerleşim bölgesine havadan püskürtülmesi sonucu
125.000 kişinin zarar göreceği ve bunun büyük bir bölümünün
öleceği öngörülüyor.
Son
olarak terörist gruplar ya da az gelişmiş ülkelerde
bulunan antraks bakterilerinin ciddi bir saldırıda
kullanılmaları da o kadar kolay değil. Çünkü şarbon
bombasıyla yapılacak bir saldırı için bu bakteriyi
çokça üretebilecek gelişmiş tesisler, uygun püskürtme
sistemleri, ciddi bir meteoroloji ağı ve yine çok
gelişmiş hava saldırı araçları gerekiyor.
Peki ama şarbon nedir, nasıl yayılır ?
Türkçe
adıyla şarbon, tıp literatüründe antrhrax, yada
milzbrant, çoban çıbanı, kara kabarcık isimleriyle
de bilinir. Bacillus
anthracis ile oluşan, esas olarak koyun, keçi,
sığır, manda gibi ot yiyen hayvanların hastalığı
olup; infekte hayvanların et, yün, derilerinden veya ağız,
burun, anüs, vulva gibi doğal boşluklardan gelen
kanla, genel olarak temas yoluyla, bazı durumlarda
enfekte etin yenmesi veya solunması ile insanlara bulaşabilen
bir zoonozdur.
Antraks,
hayvanlar arasında seyreden hastalıklardan en eskiden
beri tanınanı olup ilk defa Eilent (1836) tarafından
bildirilmiştir, ilk kültür Robert Koch (1876), hastalığa
karşı bağışıklık suretiyle korunma üzerinde çalışmalar
Pasteur, Chauveau ve Toussaint (1880) tarafından başlanmıştır.
Pasteur (1881) basillerin aktivitesini azaltarak ilk aşıyı
üretmiştir. Bacillus
anthracis 1-2x3-10 nm boyutunda olup yan
kenarları birbirine paralel ve uçları köşeli bambu
kamışı şeklindedir. Hava koşullarda laboratuvar
ortamında basilin orta bölgesinde oval veya yuvarlak
sporlar oluşur. Optimal üreme 35°-37°C dedir.
Basiller 60°-70°C derecede 30 dakikada ölürken,
sporlar normal doğa koşullarında 50-60 sene canlılığını
ve infektivitesini muhafaza edebilir. Otoklavda
rutubetli ısıda 120°C de 15 dakikada, kuru ısıda
160°C de 60 dakikada ölürler. %10'luk formol de 15
dakikada basilleri öldürebilir. Antraks sporları %0.1
sublime içinde 70 saat, %3 formolde 3 gün canlı
kalabilir.
Antraks
toksin sentezini iki plasmid aracılıyla yapar. Bunlar
bakterinin hastalık yapma kapasitesini göstermektedir.
Bakteri plasmidlerini kaybettiği zaman patojenitesini
kaybetmektedir.
Şarbon gelişmiş ülkelerde enfeksiyon kaynağı olan
koyun, keçi ve sığır gibi hayvanlarda eradike edildiğinden
bu memleketlerde hastalık nadir olarak görülmekte
hatta bazı tıp kitaplarından Ruam gibi çıkarılmışsa
da hastalık dünyada hala eradike edilememiştir. Her yıl
20.000-100.000 şarbon vakası ihbar edilmektedir.
ABD'lerinde 1955-1986 yılları arasında 232 vaka ihbar
edilmiş olup, bunlardan 221'i deri şarbonu olup 11'i
ölümle sonuçlanmıştır (%5). 11 olgu ise akciğer
şarbonu olup vakaların 9'u ölmüştür (%85). Ülkemiz
dahil İspanya, Yunanistan, İtalya, Bulgaristan,
Yugoslavya'da 1971-80 yılları arasında 10.793 şarbon
olgusu bildirilmiştir. Hastalık ülkemizde hayvanlarda
halen endemik olarak bulunmakta olup dolaylı olarak ta
insanlarda az da olsa görülmektedir. Ülkemizde Sağlık
Bakanlığına ihbar edilen şarbon olguları;
|
Yıllar
|
Vaka
Sayısı
|
Ölüm
|
|
1970
– 1980
|
5846
|
44
|
|
1981
– 1991
|
4702
|
19
|
|
1991
– 1997
|
2546
|
10
|
|
Toplam
(27 yıl)
|
13094
|
73
|
Hastalık
en fazla koyun, keçi, sığır, manda, daha az olarak
deve, geyik, domuz ve atlarda görülmektedir. Genç
hayvanlar yetişkin ve yaşlılardan daha duyarlıdırlar.
Hastalığa yakalanan hayvanlarda ölümden 1-2 gün önce
sütleriyle, gaita ve idrarlarıyla basil çıkarırlar.
Ölen hayvanların ağız, burun, anüs ve vajenlerinden
akan kan, ölen hayvanların leşleri ile meralara dağılan
basiller kısa sürede spor oluştururlar. Burada
otlayan duyarlı hayvanlar su, yemleri ile enfeksiyona
yakalanırlar.
İnfeksiyon
insanlara infekte hayvanlardan direkt yolla veya
indirekt yolla genellikle deriden nadiren sindirim
sistemi ve solunum sistemi yoluyla bulaşır. Bulaşıcı
kaynaklara göre ise ;
1-
Endüstriyel
2-
Tarımsal
3-
Laboratuar
(nadir) kaynaklı oluşmaktadır.
Endüstriyel
kaynaklı şarbon olguları genellikle keçi kılı, yün,
deri ve et kesim ve işlenmesi sonucunda oluşmaktadır.
Kuzey Avrupa, İskandinav ülkeleri ve ABD gibi gelişmiş
ülkelerde görülen şarbon olgularının oluşmasında
o yörelerde hayvanlarda şarbon eradike edildiği halde
ithal edilen keçi kılı, yün ve derilerinin işlenmesi
esnasında görülmektedir. Bu olgular çok zaman akciğer
şarbonu şeklinde olmaktadır.
ABD'lerinde
ihbar edilen 231 şarbon olgusunun 181'i endüstriyel
iken, 51'i tarımsal kaynaklıdır. Tarımsal kökenli
şarbon; enfekte hasta hayvanların kesilmesi veya ölen
hayvanların derisini değerlendirmek için yüzülmesi
esnasında daha ziyade vücudun açık bölgesinde
herhangi bir sıyrık gibi port antre’den girmektedir.
Bu nedenle şarbon olguları kırsal kesimde hayvancılıkla
uğraşanlarda, kasaplarda daha sık görülmektedir. İnsandan
insana bulaşma çok nadirdir. Hastalık her yaş ve
cinste görülürse de genellikle kırsal kesimde orta
yaş ve erkeklerde daha sık görülmektedir. Mevsim
olarak yaz mevsimlerinde daha sık görülmekte ise de
ülkemiz gibi Müslüman ülkelerde hayvan kesiminin
daha sık olduğu kurban bayramlarında kırsal
kesimlerde olduğu kadar kentlerde yaşayan insanlarda
da görülmektedir.
Son
senelerde aktüel olarak biyolojik silah olarak
laboratuarlarda şarbon bakterisi üretilmektedir. 1979
Sverdlovsk (Rusya) şehrinde 96 kişilik şarbon olgusu
biyolojik silah etkeni olarak üretilme esnasında oluşan
laboratuar infeksiyonu olup olguların 64'ü ölümle
sonuçlanmıştır.
Bacillus
anthracis
genellikle sporları bazen basiller vücudun açık bölgesindeki
herhangi bir sıyrık veya kesik ile deriden; sporlar
solunum yolundan akciğer bronş ve bronşiollerine veya
enfekte etlerin yenmesi ile mide-barsak sistemden
organizmaya girer. Sporlar organizmaya girdikten sonra
aktif hale geçer ve toksin yapımına başlar.
Basilin
kapsülü konağın bağışıklık sisteminden korur.
Hastalık yapmayan bakterilerin kapsülleri yoktur. Bugün
tam olarak belirli bir toksini saptanılmaması nedeni
ile için antitoksik bir serum elde edilmemiştir.
Genellikle
el sırtı gibi deri altı bağ dokusu az olan kısımlarda
yara organizmanın savunma mekanizmaları ile sınırlanmıştır,
yayılma olmaz. Eğer infeksiyon yüz, boyun gibi deri
altı dokusu gevşek bağ dokusu bölümünden alınmış
ise enfeksiyon yerel kalamaz ve yayılır. Bazı
durumlarda şarbon basilleri yerel savunma hücreleri
tarafından yutulur, fakat yok edilmez ise bölgesel
lenf nodlarına, oradan dolaşıma katılarak menenjit,
pnömoni ve şarbon sepsisi denilen ağır klinik
tablonun oluşmasına neden olabilir. Genellikle endüstüriyel
şarbon olguları, 5 mm'den
küçük sporların solunması ile oluşur.
Akciğer
ve barsak şarbonunu takiben daha az olarak oedema
maligna olgularında, genellikle ölüm şarbon sepsisi
sonucu oluşmaktadır. Şarbon sepsisi esnasında çeşitli
organ tutulumu yanında akut hemorajik menenjit gelişebilir.
Şarbon
tedavisinde seçilecek ilk ilaç penisillin veya
semisentatik penisillinler olmalıdır. Penisillin
allerjisi olanlarda eritromisin, tetrasiklin veya
birinci kuşak sefalosporinler verile bilinir. İkinci
ve üçüncü kuşak sefalosporinlere dirençlidir.
Deri
şarbonunda bilhassa püstülo maligna olgularında
yaraya dokunmamak ana prensip olmalıdır. Sekonder
enfeksiyonlara mani olmak için yara üzerine %0.1
Rivanol solüsyonu gibi irritasyon yapmayan mayilerle
pansuman yapılmalıdır. 5-7 gün süre ile 1400000Ü
prokain penisillin verilebilinir. Oedema maligna veya şarbon
sepsisi olasılığı düşünülen olgularda gerekirse
bu doz arttırılır, hatta intravenöz 20-24 milyon ünite
penisillin kristalizeye geçilebilinir. Akciğer şarbonu
ve gastrointestinal şarbon olgularında aynı şekilde
yüksek doz penisillin veya semisentetik penisillinler
verilmeli ayrıca şokla mücadele edilmeli vazopressörler,
volüm açığının giderilmesi, hipoksik vakalarda
oksijen ve benzeri destekleyici tedaviler verilmelidir
çünkü gastrointestinal şarbon olgularında ölüm
%25-75 arasında iken, akciğer şarbonunda daha yüksek
olmaktadır.
Hastalığın
korunması insan ve hayvan sağlığı ile meşgul olan
hekimlerle veterinerlerin işbirliği ile olmalıdır.
Bu nedenle bilhassa kırsal kesimde hayvancılıkla meşgul
olan kimselerin eğitilmesi gereklidir. B. anthracis
sporları toprakta uzun süre yaşarlar. Bu nedenle şarbonunun
endemik olduğu bölgelerde halk bazen bu şekil
meralara şeytan merası deyip meraları yakarlar.
Hayvanların mutlak suretle aşılanması gereklidir.
Hayvanlarda attenüe spor aşısı kullanılmaktadır.
Hastalığın yayılmasını önlemek bakımından
hastalıktan ölen hayvanların etinin yenilmemesi,
derisinin yüzülmemesi gereklidir. Hayvan olduğu gibi
derin çukurlara bırakılıp üzerine sönmemiş kireç
dökülüp kapatılmalı ve su dökülmelidir. Eğer
kireç dökülmeden çukurlara atılırsa fare, köstebek
gibi hayvanlar sporları tüm meraya yayarlar. İnsanlar
için protektif antijenden hazırlanmış bir aşı son
senelerde kullanılmaktadır "