Bir
haftayı daha geride bıraktık yaşamımızda.Ben
bu sene leyleği havada görmüş olacağım ki; geçen
hafta iş sebebiyle yine kısa bir İstanbul
seyahati gerçekleştirdim.
Ayağının
yerden kesilmesinden korkan bendeniz dönüş için
de akşam saatlerini tercih edince saat 16:00 da
biten programdan sonra 23:00 deki otobüsümün
hareket saatine kadar bolca vakit ele geçirmiş
oldum.Biraz Kadıköy, biraz Bağdat Caddesi ve en
son Carrefour...
Alışveriş
merkezini adım adım arşınladıktan ve karnımı
doyurduktan sonra baktım daha vaktim var, giriş
katındaki kitapçıya daldım ve oğlumla ken- dime
bir sürü kitap aldım.Kitapçının tam karşısında
sigara içmeye de mü- sait boş bir bank bulunca
gittim kuruldum hemen.Torbadan Oğuz Aral' ın
Huysuz İhtiyar serisinden "Bana bir Tarzanlığı
bile çok gördüler" adlı kita- bını çıkartıp
okumaya başladım.
Aradan
ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama kitabı yarılamıştım,
birden kendimi gözlerimden sicim gibi yaş akarken
ve yüksek volümde garip sesler eşliğinde iki büklüm
gülerken buldum.Kafamı kaldırdığımda hiçte azımsanmayacak
bir kalabalığın etrafıma dizilip biraz garip
biraz da muzip bakışlarla beni izlediğini fark ettim.İçimden
"kızım bu sadece kitaba ken- dini kaptırmak
değil biraz da yaşlanma belirtisi" diye geçirirken
el kol işa- retleriyle insanlara elimdeki kitaba güldüğümü
anlatmaya çalıştım.İste- seler bu kitabın
ancak böyle reklamını yapabilirlerdi herhalde?...
Müzik
ve kitabın kalan sayfaları eşliğinde, biraz da
tavşan uykusuyla karışık, keyifli bir
yolculuktan sonra sabahın ilk ışıklarıyla güzel
şehrim, İzmir' ime vardım.Hemen eve döndüm ve köpeğimi
de yanıma alarak Bostanlı sahiline tura çıktım.Niyetim
sakin bir yürüyüş ile birlikte Richie' yi de
serbest bırakıp koşturtmaktı.Ama ne mümkün???Sabahın
7' sinde eşortmanlarını sırtına geçiren ve
tahminimce rüyasında gören herkes sahil şeridine
doluşmuştu, tenis oynayanlar da cabası...Eski
canlı Kemeraltı nasılsa o sabah da Bostanlı
sahili öyle göründü gözüme.Ortalık cıvıl cıvıl,çoluk
çocuk,genç ihtiyar spor aşkıyla hababam koşturuyorlardı.
Keyifli enstantaneler yakalamakla birlikte asıl hoşuma
giden manzara, o kalabalığa aldırmadan ve
insanlardan ürkmeden Sasalı' dan kalkıp ziya-
retimize gelen karabatak ve pelikanlar olmuştu.Kayalıkların
üzerine kuru- lup bir sigara yaktım.Karşı sahile
dumanımı üfleye üfleye parıldayan gü- neşi,
Belediyemizin yoğun çabaları sonucu gittikçe gerçek
mavi rengini almakta olan denizi, üstümde bağıra
çağıra uçuşan martıları, neşe için- deki
insanları ve olan biteni şaşkın bakışlarla
izleyen Richie' mi seyre daldım.
İnanılmaz
bir keyif alırken bir yandan da İstanbul' un
puslu, kirli, kalabalık ve gürültülü görünümünden
sonra İzmir' in, İzmir' imizin güzelliğinin bir
kez daha farkına vardım.Çocukluğumun, gençliğimin
geçtiği güzel şehir. Kimi acılara tanık olmuş,
kimi sevinçlere ortak çıkmış o can'ım sokakları,
taşları, evleri ve insanı yoldan çıkartan havası...Sevdalarımı
gizlediğim, sevdalarımı haykırdığım, en güzel
ve en yasak aşklara yataklık yapan, kavgada
en kanlı, sükunette en sessiz şehrim, İzmir' im;
köşeyi her döndüğünüzde sizi karşılayacak
bir tatlı sürprizi hep barındıran....Boşuna
havası ve kadını denmemiş!!!
İstanbullu
arkadaşlarım başta olmak üzere kimse alınmasın.Tabi
ki her şehrin kendine özgü güzellikleri ve
gizemi vardır.Ama nasıl ki insan kendi yansımasını
gördüğü aşka sığınır; aynı şekilde de
kendini bulduğu şehrine tapınır.Benimki de böyle
bir sevda, saf ve karşılıksız ve bir o kadar da
coşkulu...
Hepinizin
sevdalı olduğunuz şehrinizde, pırıl pırıl
sabahlar yaşayacağınız günlerle dolu bir hafta
geçirmesi dileğiyle, sevgiyle ve sağlıcakla kalınız.